Bir kent düşünün; sokakları kalabalık, otelleri dolu, trafiği yoğun… Ama sezon bittiğinde esnafı hâlâ “Biz bu yaz ne kazandık?” diye soruyor. İşte Bodrum turizminin bugün yüzleşmesi gereken asıl çelişki budur.
Bir sezonu daha geride bırakıyoruz. Şimdi rakamların, kalabalıkların ve birkaç büyük tesisin cirosunun ötesine bakma zamanı.
Çünkü turizm, yalnızca bir kente kaç kişinin geldiği değil; gelen insanın o kentin ekonomisine, esnafına ve çalışanına ne bıraktığıdır.
Bodrum yalnızca beş yıldızlı otellerden, lüks restoranlardan ve yüksek cirolu işletmelerden ibaret değildir. Bodrum; sabah kepengini umutla kaldıran esnaf, gün doğarken denize çıkan tekneci, direksiyon başında müşteri bekleyen taksici, küçük otelci, lokantacı, mağazacı, pazarcı, garson, aşçı ve alın teriyle bu kentin ekonomisini ayakta tutan binlerce insandır.
Bodrum’un gerçek ekonomisi sokaktadır.
O esnaf daha ilk müşterisi kapıdan girmeden kirayı, personeli, SGK’yı, vergiyi, elektriği, suyu, POS komisyonunu ve tedarik maliyetlerini düşünmeye başlıyor. Birkaç aylık sezonda neredeyse bütün yılın yükünü çıkarmaya çalışıyor.
Sokaklar dolu olabilir, masalar dolabilir, trafik kilitlenebilir. Ama akşam kepenk inerken kasadaki para maliyetleri karşılamıyorsa o kalabalığın esnaf açısından fazla bir anlamı yoktur.
Kalabalık başka şeydir, bereket başka. Ciro başka şeydir, kazanç başka.
Üstelik tam da bu tablo yaşanırken birkaç kilometre ötemizde Yunan adalarına geçmek isteyen insanların oluşturduğu yoğunluğu seyrediyoruz.
Buna kızmak kolaydır. Zor olan, nedenini sorgulamaktır.
İnsan neden karşı kıyıyı tercih ediyor? Fiyat mı? Hizmet mi? Huzur mu? Ulaşım mı? Yoksa ödediği paranın karşılığını daha fazla aldığını düşünmesi mi?
Bu soruların cevabını aramadan sorunu çözemeyiz.
Çünkü turizmde rakibimiz artık yan sokaktaki restoran ya da komşu otel değildir.
Rakibimiz karşı kıyıdır. Akdeniz’dir. Dünyadır.
Dünyanın güçlü turizm merkezleri artık yalnızca deniz ve güneş satmıyor. Barcelona kültür ve kongrelerle, Cannes uluslararası organizasyonlarla, Mallorca spor ve doğayla turizm ekonomisini çeşitlendiriyor.
Biz ise dünyanın tanıdığı Bodrum’u hâlâ ağırlıklı olarak birkaç yaz ayının ekonomisine sıkıştırıyoruz.
Oysa Bodrum’un tarihi var, gastronomisi var, kültürü ve sanatı var. Denizciliği, sporu, doğası var. Sağlık, kongre ve etkinlik turizmi için güçlü bir potansiyeli var.
Bodrum’un ihtiyacı daha fazla kalabalık değil; daha nitelikli, daha verimli ve 12 aya yayılan bir turizm ekonomisidir.
Bunun için “sezonu uzatalım” demekten fazlasını yapmak zorundayız.
Milas-Bodrum Havalimanı’nın kış bağlantıları güçlendirilmeli; kongre, gastronomi, spor, kültür-sanat, sağlık ve deniz turizmini kapsayan 12 aylık Bodrum takvimi oluşturulmalıdır.
Kışın açık kalan işletmeler desteklenmeli. Turisti yalnızca otele getiren değil; otelden çıkarıp çarşıyla, tekneciyle, restoranla, köyle, yerel üreticiyle ve küçük esnafla buluşturan bir turizm anlayışı kurulmalıdır.
Çünkü turistin geldiği ama paranın sokağa inmediği bir turizm modeli Bodrum’u zenginleştirmez.
Aynı kararlılığı altyapıda da göstermek zorundayız.
Su, kanalizasyon, arıtma, yollar, trafik, otopark ve toplu taşıma artık her yaz yeniden keşfettiğimiz sorunlar olmaktan çıkmalıdır.
Bir dünya turizm kentinin sorunları sezon başladığında konuşulmaz; sezon başlamadan çözülür.
Güvenlik konusunda da Bodrum’un standardı tartışmaya açık olmamalıdır.
Bodrum’un adı silahlı olaylarla, çetelerle ve organize suçla değil; huzurla, kültürle, eğlenceyle ve kaliteli turizmle anılmalıdır. Turist gece sokakta yürürken, esnaf kepengini kapatırken, çalışan evine dönerken kendisini güvende hissetmelidir.
Bütün bunların sorumluluğunu tek bir kurumun üzerine bırakmak ise kolaycılıktır.
Bakanlıktan Valiliğe, Kaymakamlıktan Belediyeye; odalardan turizm örgütlerine, muhtarlardan sivil toplum kuruluşlarına kadar Bodrum adına söz söyleyen herkesin bu tabloda sorumluluğu vardır.
Fakat artık başarının ölçüsünü değiştirmeliyiz:
Kaç toplantı yaptık değil, neyi çözdük?
Kaç turist geldi değil, Bodrum ne kazandı?
Oteller ne kadar doldu değil, esnafın kasasında ne kaldı?
Bodrum’un markası var. Tarihi, doğası, sermayesi, dünyada karşılığı ve hepsinden önemlisi üreten, çalışan insanı var.
Bu nedenle Bodrum’un temel meselesi imkân eksikliği değildir.
Mesele, sahip olduğumuz büyük imkânı ne kadar doğru yönettiğimizdir.
Yeni sezona kadar önümüzde aylar var. Bu zamanı yeni mazeretler üretmek için değil; ortak akılla, liyakatle, planlamayla ve icraatla değerlendirmek zorundayız.
Çünkü küçük esnafın kazanmadığı, çalışanın refahının artmadığı, turizm gelirinin çarşıya ve kentin geneline yayılmadığı bir yerde yalnızca turist sayısını artırmak çözüm değildir.
Bodrum iki aya sığmayacak kadar büyük, birkaç işletmenin bilançosuyla ölçülemeyecek kadar değerlidir.
Gelecek sezon geldiğinde aynı sorunları yeniden sıralayan değil, hangilerini çözdüğümüzü konuşan bir Bodrum görmek dileğiyle…
Sorunlarımızın en azından bir bölümünü geride bırakmış; kalanların mazeretlerini değil çözümlerini tartışıyor olmak dileğiyle…






