Erdoğan Humması II: Yeni Çözüm Mü, Yeni Rejim Mi?

Yayınlanma : 10 Ağustos 2025 13:54
Düzenleme : 10 Ağustos 2025 13:57

Erdoğan humması, yalnızca geçmişin yaralarını istismar eden bir siyasi duygulanım değil; aynı zamanda geleceği yeniden dizayn etme iddiası taşıyan bir stratejiye dönüşmüştür. Bu hummanın bugün geldiği noktada, iktidarın Kürt meselesine dair yeni bir arayış içerisine girdiği sezilmektedir. Açıkça ilan edilmese de, bu arayış; bir “çözüm süreci”nin değilse bile, bir “yumuşama zemini”nin tesis edilmek istendiğini göstermektedir. Ancak bu kez Erdoğan, 2013’teki gibi barış değil; kontrol edilebilir bir sessizlik, çözüm değil; yönetilebilir bir denge aramaktadır. Ve bu arayışın ideolojik perdesi, paradoksal biçimde Abdullah Öcalan’ın yıllardır savunduğu “demokratik ulus” paradigmasıyla örtüşen bir zeminde gelişmektedir.


 

Erdoğan’ın son dönemde sıklıkla kullandığı “birlik, kardeşlik, tarafsızlık, yeni anayasa” gibi kavramlar, sadece siyasal bir yumuşama değil; aynı zamanda kendi iktidarını yeniden kurgulama girişimidir. Bu çaba, yalnızca Kürt seçmenle değil, aynı zamanda Anadolu’nun muhafazakâr tabanıyla da ortak bir duygusal kod üzerinden yürütülmektedir. Çünkü hem Kürt halkı hem de Anadolu muhafazakârları, Cumhuriyetin otoriter modernleşmeci paradigması tarafından uzun süre bastırılmış, ötekileştirilmiş, dini ve kültürel kimlikleri inkâr edilmiştir. Erdoğan, işte bu ortak ezilmişliği yeniden canlandırarak, iki ayrı sosyolojik hattı aynı zeminde buluşturmaya çalışmaktadır. Amaç, toplumsal barışı sağlamak değil; bir kez daha toplumsal kontrolü ele geçirmektir.


 

Bu noktada, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelen yargı operasyonları, özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu üzerinden başlatılan sistematik kampanya, bu yeni stratejinin tamamlayıcı parçası haline gelmiştir. Bugün CHP, yalnızca bir muhalefet partisi değil; iktidarın gözünde tarihsel hafızadaki “devletin eski sahibi” rolüyle kodlanmaktadır. Bu kodlama üzerinden yapılan yolsuzluk operasyonları, hukukla değil; algıyla yürütülmekte, kamuoyuna CHP’nin, özellikle dindar Anadolu halkına ve Kürt seçmenlere baskı uygulayan eski Cumhuriyet’in günümüzdeki mirasçısı olduğu mesajı verilmektedir.


 

Bu propagandanın altında şu stratejik kurgu yatmaktadır: CHP, yarının iktidarı olabilir ama geçmişin zulmünü bugüne taşıyan bir iktidar olacaktır. Bu mesaj, hem muhafazakâr kitleyi hem de Kürt seçmeni yeniden Erdoğan’a yönlendirmeyi hedeflemektedir. Yani Erdoğan, bir yandan çözüm masası imasında bulunurken, diğer yandan muhalefeti şeytanlaştırarak bu iki zemini kendi etrafında yeniden birleştirmeye çalışmaktadır. Buradaki paradoks şudur: CHP’nin gerçekten değişmiş olması değil; geçmişin korkularının bugüne taşınması önemlidir. Çünkü Erdoğan humması, hakikatten değil; hafızadan beslenmektedir.


 

DEM Parti’ye yönelen “tarafsız cumhurbaşkanı” ve “demokratik anayasa” gibi söylemler de bu stratejinin uzantısıdır. Ancak burada önerilen tarafsızlık, gerçek anlamda bir eşitlenme değil; kimliksizleştirme çağrısıdır. Kürt hareketine sunulan bu teklif, kendi taleplerini terk etmesi karşılığında sistem içinde bir alan vaadi taşımaktadır. Erdoğan’ın çözüm yaklaşımı, eşit yurttaşlık temelinde değil; sadakat ilişkisi temelinde kurulmak istenmektedir. Bu nedenle Kürt hareketi, geçmişteki çözüm sürecinden edindiği deneyimle bu yeni girişime temkinli yaklaşmakta, verilen sözlerin nasıl boşa çıkarıldığını, Dolmabahçe Mutabakatı’ndan İmralı adasına uzanan süreçte yaşanan kırılmaları unutmamaktadır.


 

Yeni anayasa söylemi de benzer biçimde, demokratikleşmeyi değil; yürütmenin mutlak tahkimini hedeflemektedir. Kürt meselesinin yeniden gündeme alınması, bir barış çağrısından çok, iç siyasette alan açma ve uluslararası meşruiyet üretme stratejisinin parçası olarak okunmalıdır. Öcalan figürü yeniden “anahtar” konumuna çekilirken, onun düşünsel çerçevesi değil; yalnızca sembolik ve taktiksel etkisi kullanılmaktadır. Bu yaklaşım, çözüm değil; yeniden bir araçsallaştırma niyetidir.


 

Erdoğan, tarihsel olarak birbirine uzak görünen ancak aynı devletin inkâr siyasetinden nasibini almış kesimleri — dindar Anadolu toplumu ile Kürt halkını — yeniden kendi etrafında toparlamaya çalışmaktadır. Bu, duygusal zemini güçlü, ama demokratik zemini zayıf bir birliktelik tahayyülüdür. Geçmişin ezilmişliğini bir ortaklık gibi gösterip geleceği yeniden denetim altına almak isteyen bu siyaset, barışı değil, itaati vaat etmektedir. Bu nedenle, bugün ortaya konulan çözüm dili, içi boşaltılmış bir barış söylemiyle sarılmış yeni bir rejim mühendisliğine dönüşmektedir.


 

Eğer gerçekten bir çözüm olacaksa, bu çözüm yalnızca Kürtlerle değil; toplumun tüm kesimleriyle, hukukla, hakikatle ve adaletle yeniden bir bağ kurmakla mümkün olacaktır. Aksi halde Erdoğan humması, bu kez barış maskesiyle toplumu yeniden teslim alma aracına dönüşecek; geçmişin tüm kırılmalarını daha derin bir inkârla, yeni bir itaat sisteminde yeniden üretecektir.

  • kutay