'Tahir Elçi' Hakikat İçin Yaşayan, Hakikat İçin Ölen

Yayınlanma : 28 Kasım 2025 18:59
Düzenleme : 28 Kasım 2025 19:01

Diyarbakır’ın ortasında vurulmuş bir beden değildi yalnızca; bu coğrafyanın yüzyıldır taşıdığı acının, kaybın ve adaletsizliğin yankısıydı Tahir Elçi. Ben bu kurşun sesini nerede olsa tanırım demeye hayatı boyunca mecbur bırakılmıştı; çünkü faili meçhul cinayetlerin sabahlarında, yakılmış köylerin küllerinde, kaybedilen canların sessizliğinde, annelerin gözyaşında büyümüştü. Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır… Çiğdemler solar, anneler yanar, hakikat bastırılmaya çalışılırken; o, hukuku ezilen halkların—Alevilerin, Kürtlerin, yoksulların, kimsesiz bırakılanların—nefesine dönüştüren bir vicdandı. Bu şiirin hüzünlü soluğu, Elçi’nin hakikatle kurduğu bağın hem ağıdı hem de tanıklığıydı.

 

Gençliğinden itibaren devletin karanlıkta sakladığı suçların peşine düştü. İşkencehanelerin soğuk duvarlarında, boşaltılmış köylerin enkazında, “faili meçhul” diye kapatılan binlerce dosyada hakikatin izini sürdü. Onun hukuku, güç sahiplerinin değil, hakları çiğnenenlerin hukukuydu. Ezilen kim varsa yanında durdu. Mazlumun sesi olmak, gerçeği savunmak ve karanlığın üzerine yürümek onun için bir meslek değil; bir vicdan yüküydü. Bu yüzden tehdit edildi; çünkü korktukları şey dosyaları değil, taşıdığı yürek ve hakikatli duruşuydu.

 

Devletin taraflı hukuk düzenine, siyasetin gölgesinde eğilip bükülen adalet mekanizmasına karşı en sert sözleri söylemekten geri durmadı. Hukukun üstünlüğü bir süs değil; karanlığı yaran tek ışık olduğunda anlam kazandığını anlattı. Ve her yerde aynı hakikati haykırdı:
“Adalet, güçlünün değil, haklının yanında durursa bu ülke karanlıktan çıkar.”

 

28 Kasım 2015’te, Dört Ayaklı Minare’nin altında “Silahlar sussun, çatışma dursun” dediği anda öldürüldü. Barış çağrısı yapan bir insanın tam o anda hedef alınması, bu ülkenin hukuk düzeninin ne hâle getirildiğini kanla yazılmış bir gerçek hâline getirdi. Faili belli karanlık odakların hâlâ ortaya çıkarılmaması ise hakikatin üzerinin nasıl örtülmek istendiğinin devam eden kanıtıdır.

 

Bugün hâlâ yargı bağımsızlığı baskı altında tutuluyor, hukukun üstünlüğü kâğıt üzerinde bırakılıyor, ezilen halkların sesi yeniden bastırılmaya çalışılıyorsa; Tahir Elçi’nin yaşamı bu karanlığın ortasında hâlâ en berrak ışık olarak duruyor. Çünkü o, hem yaşamıyla hem ölümüyle şunu kanıtladı:
Hakikatin yanında duranlar öldürülebilir, ama hakikatin kendisi asla öldürülemez.

 

Ve bugün bu topraklarda yeniden bir çözüm, yeniden bir barış ihtimali konuşuluyorsa; bu ihtimal bir anda doğmadı.
Bu yol, Tahir Elçi gibi ömrünü, bedenini ve yüreğini ortaya koyan büyük insanların ödedikleri bedellerle açıldı. Bugün barış masası konuşuluyorsa, o masanın zemini onların canıyla döşendi.

 

Ezilenin yanında durmak, gerçeği savunmak, hukuku güçlünün değil hak sahibinin önüne koymak artık yalnızca bir duruş değil; çünkü Tahir Elçi hâlâ o dört ayaklı minarenin dibinde, hakikatin üzerine çöken karanlığın ortasında yerde yatıyor. Onu oradan kaldırmak—hakikati ayağa kaldırmak—bu topraklarda vicdanı olan herkes için bir namus borcudur. 


Saygıyla, minnetle.

 

  • kutay