Cumhuriyet ve Darbeler

Yayınlanma : 16 Temmuz 2025 12:23
Düzenleme : 16 Temmuz 2025 12:24

Türkiye, tarihini darbelerin gölgesinde yazan bir cumhuriyet. Her askeri müdahale yalnızca siyasal düzeni değil, halkın vicdanını, hafızasını ve umutlarını da hedef aldı. Ne zaman toplum kendi sesini bulmaya yaklaşsa, bir tank sesi yükseldi; ne zaman özgürlük filizlense, bir bildiriyle, bir yasayla, bir yasakla solup gitti. Darbeler sadece hükümetleri devirmedi; kimlikleri bastırdı, inançları susturdu, dilleri unutturdu, yaşamın rengini soldurdu.

 

1960’ta halkın oylarıyla seçilmiş bir başbakan, bir sabah idam sehpasına götürüldü. Bu topraklar, ilk kez, sandıkla gelenin zorla götürülebileceğini gördü. Ardından 1971 geldi; bir muhtırayla yalnızca bir hükümet değil, bir kuşağın düşleri de sessizliğe gömüldü. 68’in çocuklarına düşen, özgürlük değil zindandı; ideal değil infazdı. Denizler, Mahirler, Hüseyinler… Bu ülkenin aydınlık ihtimali, karanlık bir aklın labirentlerinde kayboldu.

 

1980 ise bir başka yıkımdı. Okullar kapandı, sendikalar dağıtıldı, gazeteler susturuldu. 650 bin insan gözaltına alındı, milyonlarca yurttaş fişlendi, onlarca kişi idam edildi. En çok da bir gökkuşağı soldu. Kürtler, Aleviler, dindarlar, solcular, kadınlar, işçiler — bu ülkenin bütün renkleri siyaha boyandı. Fikirler yasaklandı, diller susturuldu, halkın kendisi tehdit sayıldı.

 

28 Şubat’ta ise bu kez dindar kesimler hedefe kondu. Başörtüsü yasaklandı, eğitim hakkı engellendi. Fakat aynı devlet, aynı anda Kürtleri, Alevileri, solcuları ve farklı olan herkesi gözetim altında tutmaya devam etti. Farklı olan her kim varsa, bir kez daha tehdit sayıldı.

 

Ve 15 Temmuz… Hâlâ tam olarak aydınlatılamamış, karanlıkta kalan bir darbe girişimi. Kimine göre halkın canı pahasına durdurduğu bir kalkışma, kimine göreyse kontrollü bir senaryo. Gerçek ne olursa olsun, sonuç ortadadır: Bu girişim, Türkiye’yi daha da otoriter bir yola sürükledi. OHAL’le geçen yıllar, KHK’larla silinen hayatlar, kayyımlarla susturulan şehirler… “Darbe karşıtlığı” söylemiyle inşa edilen yeni bir baskı rejimi karşımıza çıktı.

 

Her darbede yalnızca demokrasi değil, insan hakları da kaybedildi. Bedeli ise hep aynı kesimler ödedi: Azınlıklar, ötekiler, farklı düşünenler. Devletin koruması gereken yurttaşlar, doğrudan baskının hedefi hâline geldi.

 

Ve artık soru çok net:

 

Bu ülke gerçekten demokrasi mi istiyor, yoksa yalnızca zulmün yönünü mü değiştiriyor?

 

Yargının bağımsız olmadığı bir yerde adalet olmaz.

Basının sustuğu yerde hakikat barınmaz.

Üniversiteleri baskılanmış, sendikaları dağıtılmış, sivil toplumu bastırılmış bir ülkenin nefesi kesilir.

 

Demokrasi; yalnızca sandıkla değil, kuvvetler ayrılığıyla, özgür basınla, bağımsız yargıyla, güçlü sivil toplumla yaşar.

 

Eğer gerçekten “bir daha asla” denilecekse; yalnızca darbecilere değil, her türlü vesayete, tekçi anlayışa, hukuksuzluğa da karşı durulmalıdır.

 

Bu cumhuriyet, darbelerle değil; yüzleşmeyle, çoğulculukla, adaletle güçlenebilir.

Bu topraklara artık demokrasi yakışır.

 

Çünkü bu halk çok acı çekti.

Ve hiçbir halk, aynı yaradan sonsuza dek kanamamalı.

  • kutay