Son günlerde bazı köşe yazarları ve yorumcular, Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlatmasını, 2002 yılında İsmail Cem’in DSP’den ayrılıp Yeni Türkiye Partisi’ni kurmasına benzetiyor. Hatta daha şimdiden, Özgür Özel’in kuracağı partinin ilk seçimde İsmail Cem’in partisiyle aynı akıbete uğrayacağını ileri sürüyorlar.
Ancak bu benzetme yalnızca yüzeysel değil; tarihsel ve siyasal koşullar bakımından da yanlıştır. Çünkü iki ayrılığın gerçekleştiği dönemler, ayrılığın nedenleri, partilerin toplumdaki konumları ve liderlerin taşıdığı siyasal enerji birbirinden bütünüyle farklıdır.
Öncelikle 2002 Türkiye’sini doğru hatırlamak gerekir.
DSP o gün iktidardaydı. Bülent Ecevit’in sağlık sorunları siyasi yönetim krizini derinleştirmiş, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır ekonomik bunalımlarından biri yaşanmıştı. İşsizlik, yoksulluk, bankacılık krizi ve siyasi belirsizlik toplumsal umudu büyük ölçüde tüketmişti.
DSP’yi 1999 seçimlerinde birinci parti yapan en önemli etkenlerden biri, Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesi sonrasında oluşan milliyetçi atmosferdi. Ancak bu atmosfer kısa sürede etkisini yitirmiş; ekonomik kriz, yönetim yorgunluğu ve hükûmet içindeki çözülme DSP’yi büyük bir güven kaybıyla karşı karşıya bırakmıştı.
İsmail Cem’in DSP’den ayrılması işte böyle bir dönemde gerçekleşti. Cem, Hüsamettin Özkan ve DSP’den ayrılan bazı siyasetçilerle birlikte Yeni Türkiye Partisi’ni kurdu. Ancak bu hareket, toplumda yeni bir başlangıçtan çok, yıpranmış bir iktidarın devamı olarak algılandı. YTP, 2002 seçimlerinde Meclis’e giremedi ve kısa süre içinde siyasal hayattan çekildi.
Bugünün koşulları ise bunun tam tersidir.
Cumhuriyet Halk Partisi, iktidardan düşmüş, ülkeyi ekonomik krize sürüklemiş ve toplumun desteğini kaybetmiş bir parti değildir. Aksine, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde uzun yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuş, iktidarın yenilmezlik algısını ilk kez ciddi biçimde sarsmıştır. Bu başarının siyasi sorumluluğunu taşıyan genel başkan da Özgür Özel’dir.
Üstelik Özgür Özel’in CHP’den ayrılığı, sıradan bir parti içi anlaşmazlığın ya da kişisel bir koltuk mücadelesinin sonucu değildir. CHP kurultayına ilişkin “mutlak butlan” kararıyla seçilmiş yönetimin görevden uzaklaştırılması ve ardından yaşanan gelişmeler, geniş bir toplumsal kesim tarafından seçmen iradesine ve muhalefetin siyasal varlığına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla bugün Özgür Özel’i İsmail Cem ile karşılaştırmak, yalnızca yanlış bir tarih okuması değildir; aynı zamanda yükselen toplumsal muhalefeti daha kuruluş aşamasında etkisiz göstermeye yönelik bilinçli bir değerlendirmedir.
Eğer gerçekten tarihsel bir benzetme yapılacaksa, İsmail Cem’den çok Recep Tayyip Erdoğan’ın Millî Görüş hareketinden ayrılarak yeni bir siyasi hareket başlattığı döneme bakmak gerekir.
Fazilet Partisi’nin kapatılmasının ardından Millî Görüş içinde yaşanan ayrışma, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını yeni bir siyasal merkez oluşturmaya yöneltti. AK Parti, eski yapının devamı olma iddiasıyla değil; değişim talebini sahiplenen yeni bir siyasal anlayışla ortaya çıktı. 2001 ekonomik krizinin yarattığı toplumsal zemini doğru okuyarak ilk genel seçiminde tek başına iktidara geldi.
Elbette burada yapılan benzetme ideolojik değil, tarihsel ve sosyolojik bir benzetmedir. Bir siyasal hareketin başarısını belirleyen, hangi partiden ayrıldığı değil; toplumun hangi değişim talebini temsil edebildiğidir.
Üstelik bugünkü Türkiye’nin ekonomik krizi, derinleşen yoksulluk, hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları dikkate alındığında, toplumsal değişim talebi 2001’e göre daha güçlü bir zemine sahiptir. Bu yönüyle Özgür Özel’in önündeki tarihsel fırsatın, Recep Tayyip Erdoğan’ın önündeki fırsattan daha elverişli olduğu da söylenebilir.
Türkiye siyasal tarihinde bunun başka örnekleri de vardır. 1945’te CHP içinde başlayan Dörtlü Takrir süreci, Demokrat Parti’nin doğuşuna ve 1950’de iktidara gelişine zemin hazırlamıştır. Bu da her siyasal ayrılığın başarısızlıkla sonuçlanmadığını; belirleyici olanın toplumun değişim talebine cevap verebilmek olduğunu göstermektedir.
Buna karşılık, eğer İsmail Cem’e gerçekten bir benzer aranacaksa, bu benzerlik Özgür Özel’de değil; Ali Babacan’ın DEVA Partisi ve Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi girişimlerinde aranmalıdır. Çünkü bu iki hareket de uzun yıllar iktidarın parçası olduktan sonra ortaya çıkmış; ancak toplum nezdinde mevcut düzenden güçlü ve inandırıcı bir kopuşu temsil edememiştir.
Toplum yalnızca yeni bir tabela aramaz. Yeni bir siyasal dil, yeni bir kadro, yeni bir mücadele anlayışı ve geçmişle güçlü bir hesaplaşma görmek ister.
Özgür Özel’in yeni siyasi hareketinin başarısı da parti isminden veya ambleminden önce buna bağlı olacaktır.
Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Emekçiler, emekliler ve dar gelirliler giderek yoksullaşmakta; gençler geleceklerini başka ülkelerde aramakta; çiftçi üretimden çekilmekte, küçük esnaf ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Hukukun üstünlüğü, insan hakları, ifade özgürlüğü ve demokratik seçimlerin güvenliği üzerine ciddi tartışmalar yaşanmaktadır.
Bu nedenle kurulacak yeni hareket yalnızca eski CHP’nin devamı olarak kalmamalı; emeğin hakkını savunan, gelir adaletsizliğiyle mücadele eden, sosyal devleti yeniden güçlendirmeyi hedefleyen; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve özgürlükleri tavizsiz biçimde savunan gerçek bir halkçı programa dayanmalıdır.
Çünkü siyasal tarihin değişmeyen kuralı şudur: Halkın gerçek sorunlarını doğru okuyan, toplumun değişim talebini örgütleyebilen ve mücadelesini halkın içinde sürdüren hareketler başarıya ulaşır.
Bu nedenle yapılacak karşılaştırma açıktır.
Özgür Özel’in yürüyüşü, toplumda karşılık bulamayan İsmail Cem hareketine değil; Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi kurarken temsil ettiği tarihsel kopuşa ve Demokrat Parti örneğinde olduğu gibi toplumsal değişim talebini arkasına alan siyasal çıkışlara daha fazla benzemektedir.
Elbette sonucu bugünden kimse kesin olarak bilemez. Başarı; doğru kadrolara, güçlü bir programa, demokratik bir örgütlenmeye ve toplumun değişim talebini doğru okuyabilmeye bağlıdır. Ancak Özgür Özel’in önünde başarısızlığa mahkûm bir yol değil, doğru değerlendirildiğinde iktidara uzanabilecek tarihsel bir fırsat bulunmaktadır.
Tarih bazen benzer görüntüler üretir; fakat aynı hikâyeyi tekrar etmez.
Siyaseti anlamanın yolu, isimleri yan yana koymaktan değil; toplumun hangi tarihsel değişimi talep ettiğini doğru okuyabilmekten geçer.





