Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın 2,5 yıllık görev süresini değerlendirdiği toplantıyı Menteşe’de izledim.
Salonda yoğun bir katılım vardı. CHP Muğla İl Başkanı Halil Karahan da protokolde yer aldı. Ahmet Aras ise rakamlarla desteklediği, hazırlıklı ve etkili bir sunum yaptı.
Ancak toplantıdan aklımda kalan ilk konu yapılan yatırımlar değil, o yatırımların karşı karşıya bırakıldığı süreçler oldu.
Çünkü bugün Muğla’da dikkat çekici bir tablo var.
Yatırım yapan kurumlar aynı zamanda en fazla soruşturulan kurumlar haline gelmiş durumda.
Elbette kamu kaynaklarının kullanıldığı her alanda denetim olmalıdır.
Elbette hukuk işlemelidir.
Elbette hesap verilebilirlik vazgeçilmezdir.
Ancak bir noktadan sonra şu soruyu sormak gerekiyor:
Muğla'nın suyuna, altyapısına, yollarına yapılan her yatırım neden sürekli bir soruşturma başlığına dönüşüyor?
Bu soruyu siyasi bir yerden değil, kamu yararı açısından soruyorum.
Çünkü yerel yönetimlerin görevi sorunları konuşmak değil, çözmektir.
Sorunları çözmeye çalışan her adımın sürekli olarak usulsüzlük iddiası, şikâyet süreci veya soruşturma tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, yalnızca kurumları değil kentin geleceğini de yavaşlatıyor.
Bugün Muğla'da yapılan toplam yatırımın büyüklüğü yaklaşık 26 milyar lira.
Bu yatırımın yaklaşık 15 milyar lirasını ise yalnızca Muğla Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ gerçekleştiriyor.
Yani rakamların diliyle konuşursak;
Muğla'daki yatırımların yüzde 57,69'u Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ tarafından yapılıyor.
Bu küçümsenecek bir oran değildir.
Bu oran, Muğla'nın geleceğinin büyük ölçüde bu iki kurumun ürettiği projelerle şekillendiğini gösteriyor.
Su yatırımları...
Altyapı çalışmaları...
Yol projeleri...
Yangınlara hazırlık yatırımları...
Ulaşım düzenlemeleri...
Sosyal destek projeleri...
Bunların önemli bölümü Büyükşehir Belediyesi ve MUSKİ tarafından yürütülüyor.
İşte tam da bu nedenle Ahmet Aras'ın şu cümlesini önemli buluyorum:
"Biz istihdam ofisi değiliz. Biz yatırım yapıyoruz."
Bu cümle aslında bir yönetim anlayışının özeti.
Çünkü birçok belediye bütçesinin önemli kısmını personel giderlerine ayırırken Muğla Büyükşehir Belediyesi yatırım öncelikli bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Aras'ın sunumunda da bunu açıkça gördük.
"Hep yatırım, hep yatırım" vurgusunu özellikle yaptı.
Haklı da.
Çünkü Muğla'nın hala çözülmesi gereken çok ciddi altyapı sorunları var.
Su sorunu var.
Kanalizasyon sorunu var.
Ulaşım sorunu var.
Yangınlarla mücadelede güçlendirilmesi gereken alanlar var.
Böylesi bir tabloda yatırım yapmak tercih değil zorunluluktur.
Sunumun dikkat çeken ikinci başlığı ise seçim vaatleri oldu.
Siyasette vaat vermek kolaydır.
Zor olan o vaatleri hayata geçirmektir.
Ahmet Aras'ın açıkladığı rakamlara göre seçim döneminde verilen 135 vaadin yüzde 61'i tamamlanmış durumda.
Yüzde 24,5'lik bölümünde ise çalışmalar sürüyor.
Yani görevin henüz yarısına gelinmeden vaatlerin yaklaşık yüzde 85'i ya tamamlanmış ya da uygulama aşamasına geçmiş.
Bu tabloyu siyasi gözlüklerle değil, performans ölçüsüyle değerlendirmek gerekir.
Çünkü vatandaş sonuç görmek ister.
Rakamlar da ortada.
Bana göre yerel yönetimlerde başarıyı değerlendirirken başka bir noktaya daha dikkat etmek gerekiyor.
Hiçbir yönetim bütün sorunları kısa sürede bitiremez.
Bazı projeler gecikir.
Bazıları ekonomik koşullara takılır.
Bazıları hukuki süreçlerden etkilenir.
Bazıları beklenenden uzun sürer.
Önemli olan her sorunu tamamen ortadan kaldırmak değil;
Sorunların çözümü için samimi bir irade ortaya koyabilmektir.
Dünkü sunumda benim gördüğüm şey tam olarak buydu.
MUSKİ'den genel sekreterliğe, daire başkanlarından saha personeline kadar ortak bir çözüm iradesi vardı.
Bu irade, bazen sonuçtan daha değerlidir.
Çünkü sonuçlar zaten o iradenin ürünüdür.
Ve gecenin sonunda alkışlanması gereken başka bir tablo vardı.
Yaklaşık 400 bestesi bulunan görme engelli genç piyanist İpek Nisa Göker'in Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ile aynı sahneyi paylaşması...
Belki de gecenin en anlamlı anı buydu.
İpek'in eserlerini icra ederken yaşadığı mutluluk görülmeye değerdi.
Bir genç yeteneğin yüzlerce insan tarafından tanınmasına vesile olmak...
Onun hayallerine dokunmak...
Onun müziğini toplumla buluşturmak...
İşte yerel yönetimlerin görünmeyen ama çok değerli görevlerinden biri de budur.
Çünkü kentler yalnızca betonla büyümez.
Kentler, insanların hayatına dokunulduğunda büyür.
Sonuç olarak dünkü sunumdan aklımda kalan en önemli cümle şu oldu:
Bir kentin geleceğine yapılan yatırımları sürekli soruşturma konusu haline getirirseniz, kaybeden belediye değil, o kent olur.
Ve Muğla'nın artık yatırımların değil, yatırımları engelleyen anlayışların tartışıldığı bir dönemi geride bırakmaya ihtiyacı var.






