Bodrum yine aynı tartışmanın içinde.
Bir gün dondurma fiyatı, ertesi gün döner, başka bir gün otel fiyatları…
Bir demeç veriliyor, sosyal medyada birkaç paylaşım yapılıyor, ardından Bodrum’un tamamı “pahalı”, “ulaşılmaz”, “turizmi bitmiş” bir kent gibi gösteriliyor.
Son olarak Serdar Karcılıoğlu’nun Nefes gazetesine verdiği demeçle yeniden alevlenen tartışma da bunun yeni bir örneği.
Elbette Bodrum’da yüksek fiyat sorunu var.
Bunu inkâr edecek değiliz.
Ancak artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bodrum gerçekten pahalı olduğu için mi kaybediyor, yoksa denetimsizlik yüzünden mi?
Bence asıl mesele burada.
mesele bir top dondurma değil
Yalıkavak’ta bir top dondurmanın 400 liraya satılması konuşuluyor.
Peki…
Bu fiyatın maliyeti nedir?
İşletmenin kirası ne kadar?
Personel gideri ne?
Elektrik, su, vergi, lojistik, ürün maliyeti ne kadar?
Ve en önemlisi, bu fiyat gerçekten piyasa koşullarında makul mü?
Bunları bilmiyoruz.
Bilmediğimiz için de sosyal medyada birbirimizi suçluyoruz.
Birileri “Bodrum çok pahalı” diyor.
Bir başkası “Bodrum’a gelmeyin” diyor.
Bir başkası bu açıklamayı alıp milyonlarca kişiye ulaştırıyor.
Sonra?
Bodrum’un imajı yara alıyor.
Oysa yapılması gereken çok basit:
Denetle!
Fiyatı incele.
Maliyeti çıkar.
Kayıtları kontrol et.
Haksız uygulama varsa gereğini yap.
Ama gerçekten makul bir fiyatın arkasında maliyet varsa onu da kamuoyuna anlat.
Böylece tüketici de işletmeci de neyin doğru olduğunu bilsin.
sosyal medya etkileşimiyle turizm yönetilmez
Bugün bazı sosyal medya fenomenleri ve dijital aktivizm üzerinden etkileşim toplamaya çalışan kişiler, tekil örnekleri bütün Bodrum’un gerçeğiymiş gibi sunabiliyor.
Bu çok tehlikeli.
Çünkü Bodrum yalnızca birkaç restoran veya beach club değildir.
Bodrum;
otel çalışanıdır.
Aşçıdır.
Garsondur.
Teknecidir.
Taksicidir.
Acentedir.
Gıda tedarikçisidir.
Çiftçidir.
Esnaftır.
Ve bütün bunların arkasında ailesinin geçimini turizmden sağlayan binlerce insan vardır.
Bodrum turizmi aynı zamanda Türkiye’ye döviz kazandıran önemli bir ekonomik değerdir.
Dolayısıyla birkaç sosyal medya etkileşimi uğruna Bodrum’un tamamını hedef haline getirmek, aslında bu kentte ekmeğini kazanan insanları da hedef haline getirmektir.
Güvensizlik büyürse herkes kaybeder
Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu yakın zamanda gördük.
Otellerin iflas edeceği yönündeki iddiaların kamuoyunda geniş şekilde tartışıldığı dönemde sektörün çevresinde ciddi bir güvensizlik oluştu.
Tedarikçiler otellere vadeli satış konusunda daha temkinli davranmaya başladı.
Alacaklarını güvenceye almak isteyen firmalar ortaya çıktı.
İşletmeler gelir-gider dengesiyle boğuştu.
Bankaların turizm işletmelerine yönelik kredi yaklaşımının daha temkinli hale gelmesi ihtimali gündeme geldi.
Acenteler de bu ortamdan etkilenmeye başladı.
Çünkü turizm güven sektörüdür.
Turist “Bodrum’da ne oluyor?” diye düşünmeye başladıysa sorun başlamış demektir.
Tatilini erteleyen de olabilir.
Rezervasyonunu iptal eden de.
Başka destinasyona yönelen de.
Bunun bedelini kim ödeyecek?
Sosyal medyada paylaşımı yapan mı?
Fenomen mi?
Bir demeç veren mi?
Hayır.
Bodrum ödeyecek.
Ve en ağır bedeli yine Bodrum’un emekçisi ödeyecek.
Peki kim denetleyecek?
İşte burada Bodrum’un en büyük sorunlarından biri ortaya çıkıyor:
Denetimsizlik.
Pahalılık tartışıyoruz ama denetim mekanizmasını yeterince tartışmıyoruz.
Fahiş fiyat varsa denetle.
Kayıt dışılık varsa denetle.
Tüketici mağdur ediliyorsa müdahale et.
Haksız rekabet varsa önüne geç.
Ama bunu yaparken işletmecinin de maliyetini dikkate al.
Çünkü çözüm, “Bodrum pahalı” diye bağırmak değil.
Gerçek fiyatı ortaya çıkarmaktır.
Bodrum Ticaret Odası başta olmak üzere ilgili kurumların burada çok daha aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor.
Bir bilirkişi heyeti oluşturulabilir.
Tüketiciden ve işletmelerden fiyat başvuruları alınabilir.
Maliyetler incelenebilir.
Piyasa araştırması yapılabilir.
Sonunda da kamuoyuna şu açıklanabilir:
“Bu ürünün maliyetine, işletme giderlerine ve piyasa koşullarına göre makul fiyat aralığı budur.”
İşte o zaman tartışma anlamlı hale gelir.
Bodrum’u kim koruyacak?
Burada yalnızca belediyeye, Ticaret Odası’na veya turizm örgütlerine bakmak da yeterli değil.
Bodrum’un bütün kurumları aynı masaya oturmak zorunda.
BODER…
Bodrum Ticaret Odası…
Belediyeler…
Meslek odaları…
Turizm acenteleri…
Esnaf temsilcileri…
Tedarikçiler…
Tüketici temsilcileri…
Ve elbette kamu kurumları…
Bodrum’un turizmini konuşacaklarsa, bunu birbirlerinden bağımsız değil, ortak akılla yapmak zorundalar.
Bu konuda BODER Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Dengiz’in son dönemde gösterdiği çabalar dikkat çekiyor.
Dengiz, hemen her gelişmede sektörün sorunlarını gündeme taşıyor, toplantılara katılıyor, bilgi almaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye çalışıyor.
Turizm toplantılarının genişletilmesi ve sektörün farklı kesimlerinin aynı masada buluşması konusunda da çaba gösteriyor.
Pahalılık tartışmalarında sektörün yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguluyor.
Ancak açık söyleyelim:
Ömer Faruk Dengiz tek başına Bodrum turizmini savunamaz.
Bu mücadele bir kişinin mücadelesi olmamalı.
kimse ortaya çıkan tablonun sahibi değil
Bugün Bodrum’da herkes bir şey söylüyor.
Ama ortaya çıkan tablonun sorumluluğunu üstlenen çok az.
Pahalılık var deniliyor.
Peki denetleyen kim?
Turizm kötü deniliyor.
Peki çözüm öneren kim?
Bodrum’un imajı zarar görüyor deniliyor.
Peki bu imajı korumak için ortak bir çalışma var mı?
Yok.
İşte asıl tehlike burada.
Bir tarafta tüketici mağduriyetleri…
Diğer tarafta maliyetleri artan işletmeler…
Arada ezilen çalışanlar…
Güven sorunu yaşayan tedarikçiler…
Rezervasyon riski yaşayan acenteler…
Kredi konusunda endişe yaşayan işletmeler…
Ve bütün bunların üzerinde Bodrum’un turizm markası.
Herkes konuşuyor.
Ama kimse ortaya çıkan tablonun sahibi olmak istemiyor.
artık seyretme zamanı değil
Bodrum’un sorunları var.
Bunu saklamaya gerek yok.
Ama sorunları büyütüp Bodrum’un tamamını itibarsızlaştırmak da çözüm değil.
Bodrum’un ihtiyacı sosyal medya linci değil, denetimdir.
Spekülasyon değil, veri.
Suçlama değil, maliyet analizi.
Kavga değil, ortak akıl.
Bir işletme gerçekten fahiş fiyat uyguluyorsa ortaya çıkaralım.
Denetleyelim.
Gereğini yapalım.
Ama bunu yaparken Bodrum’un tamamını cezalandırmayalım.
Çünkü bugün bir restoranın fiyatı üzerinden vurulan Bodrum’un yarın otelinde, acentesinde, restoranında, teknesinde, marketinde çalışan insanın ekmeğine dokunacağını unutmayalım.
Bodrum’u korumak, sorunları gizlemek değildir.
Tam tersine…
Sorunu görmek, ölçmek, denetlemek ve çözmektir.
Ve artık şu soruyu sormak zorundayız:
Bodrum’u kim koruyacak?
Eğer kurumlar birlikte hareket etmezse…
Eğer denetim yapılmazsa…
Eğer fiyat tartışmaları bilimsel ve şeffaf bir zemine çekilmezse…
Eğer herkes kendi hesabına Bodrum’u konuşmaya devam ederse…
Bodrum’u ne sosyal medya fenomenleri kurtarabilir ne de tek başına turizmciler.
Bodrum’u ancak ortak akıl, şeffaflık ve etkin denetim koruyabilir.






