Türkiye Muhalefetsiz Kaldı… Şimdi 3. Yolun Zamanı

Yayınlanma : 27 Temmuz 2026 11:08
Düzenleme : 27 Temmuz 2026 11:13
  • satrroıad dörüm

Türkiye siyasetinde gündem yeniden şekilleniyor. Son günlerin en çok tartışılan konusu ise CHP'deki ayrışmanın ardından konuşulan Yeni Parti. Ankara kulisleri, televizyon ekranları ve sosyal medya; bu yeni oluşumun siyasi dengeleri nasıl değiştireceğini tartışıyor.

 

Henüz yolun başındaki bu hareket üzerinden büyük siyasi analizler yapılıyor. Kimileri, CHP'den ayrılan Özgür Özel ve ekibinin öncülüğünde konuşulan Yeni Parti'yi daha şimdiden iktidarın en güçlü alternatifi olarak gösteriyor. Hatta AK Parti'nin ilk kez bu hareket karşısında yenildiğini ileri süren yorumlar yapılıyor ve bütün bu tablo yalnızca Özgür Özel ve ekibinin başarısı olarak anlatılıyor.

 

Oysa bütün bu değerlendirmelerde gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var.

 

Türkiye bugün yalnızca yeni bir parti tartışmıyor; Türkiye aynı zamanda ciddi bir muhalefet krizini yaşıyor.

 

Bana göre bugün asıl sorun iktidarın gücü değil, muhalefetin zayıflığıdır.

 

Siyaset uzun zamandır iki büyük blok arasında sıkışmış durumda. Her seçim döneminde aynı tartışmalar yaşanıyor, aynı kutuplaşma yeniden üretiliyor. Ancak toplumun gerçek sorunları bu siyasi rekabetin gölgesinde kalıyor.

 

Bugün milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor.

Emekliler ay sonunu getiremiyor.

İşçiler her geçen gün yoksullaşıyor.

Gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor.

Çiftçi üretimden uzaklaşıyor.

Kadınlar eşitsizlik ve şiddetle mücadele ediyor.

Bu tablo karşısında Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca seçim kazanmayı hedefleyen yeni bir siyasi yapı değildir.

 

Türkiye'nin ihtiyacı, halkın günlük yaşamına dokunan, emekten yana, demokrasiden yana, adaletten yana güçlü bir muhalefettir.

 

Tam da bu nedenle bugün gözlerin çevrilmesi gereken adreslerden biri DEM Parti'dir.

Çünkü DEM Parti ve öncesindeki HDP, yıllardır Türkiye siyasetinde farklı bir siyasal hattı savunuyor.

 

Adını Üçüncü Yol koydukları bu siyaset, Türkiye'nin iki kutuplu siyasal iklime mahkûm olmadığını söylüyor.

 

Yıllar önce Emek ve Özgürlük İttifakı'nın kuruluşunda dile getirilen temel fikir de buydu.

İki egemen blok arasında sıkışan topluma yeni bir demokratik seçenek sunmak…

 

Emek eksenli siyaset üretmek…

 

Özgürlüğü, eşit yurttaşlığı ve adaleti ortak payda haline getirmek…

 

Bugün yaşanan gelişmeler, aslında o dönemde dile getirilen bu siyasetin yeniden tartışılmasına neden oluyor.

2015 Haziran seçimleri de bunun en önemli örneklerinden biriydi.

 

Selahattin Demirtaş'ın yürüttüğü siyaset, yalnızca Kürt seçmene değil, Türkiye'nin tamamına seslenen yeni bir siyasal dil oluşturmuştu. O seçimlerde ortaya çıkan tablo, AK Parti'nin tek başına iktidar olamayacağını gösterirken aynı zamanda Türkiye'de üçüncü bir siyasal seçeneğin mümkün olabileceğini de göstermişti.

 

Bugün ise benzer bir siyasal eşikte bulunuyoruz.

Bir yanda demokratikleşme ve çözüm süreci yeniden konuşuluyor.

Diğer yanda ekonomik kriz toplumun bütün kesimlerini derinden etkiliyor.

İşte tam da bu süreçte DEM Parti'nin tarihsel bir sorumluluğu bulunuyor.

DEM Parti, yalnızca kendi seçmeninin değil; işçinin, emeklinin, çiftçinin, gençlerin, kadınların ve ekonomik kriz altında ezilen bütün toplum kesimlerinin sesi olabilecek bir muhalefet hattı kurabilmelidir.

Çünkü Türkiye'nin bugün en büyük eksiği budur.

Muhalefet yalnızca Meclis kürsüsünde yapılan konuşmalar değildir.

Muhalefet, işçinin grev çadırında olmaktır.

Emeklinin boşalan pazar filesini savunmaktır.

Çiftçinin tarlasına gitmektir.

Öğrencinin barınma sorununu sahiplenmektir.

Doğayı, hukuku ve adaleti birlikte savunmaktır.

 

Eğer DEM Parti, yıllardır savunduğu Üçüncü Yol siyasetini Türkiye'nin ortak ekonomik ve demokratik sorunlarıyla daha güçlü biçimde buluşturabilirse, yalnızca belli bir seçmen kitlesinin değil, çok daha geniş toplumsal kesimlerin de muhalefet adresi olabilir.

 

Türkiye Partisi olmak da tam olarak budur.

 

Türkiye Partisi olmak; yalnızca her bölgeden oy almak değildir.

Türk'ün de Kürt'ün de, Alevi'nin de Sünni'nin de, işçinin de işverenin de, emeklinin de öğrencinin de ortak sorunlarına birlikte çözüm aramaktır.

Siyaseti kimlik tartışmalarının ötesine taşıyarak emek, demokrasi ve adalet ekseninde yeniden kurabilmektir.

Belki de bugün asıl konuşmamız gereken yeni partiler değildir.

Asıl konuşmamız gereken, Türkiye'nin neden güçlü bir muhalefet üretemediğidir.

Çünkü bu ülkenin yeni bir siyasi tabeladan çok daha fazlasına ihtiyacı var.

Bu ülkenin; halkın içinde yürüyen, emekten yana duran, demokrasiyi büyüten, özgürlüğü savunan ve umut üreten gerçek bir muhalefete ihtiyacı var.

Belki de gerçekten…

 

Şimdi Üçüncü Yol'un zamanıdır.