İlk yazımızda Bodrum'da kaçak yapılaşmanın artık bir barınma ihtiyacından çok ekonomik rant düzenine dönüştüğünü anlatmıştık.
İlk yazımda örnek olarak bazı mahallelerin isimlerini de vermiştim. Bunun üzerine, o bölgelerde yaşayan ve gerçekten barınma ihtiyacı nedeniyle bu yola başvurmuş vatandaşlardan haklı tepkiler aldım. Kimse yaşadığı mahallenin ya da kendisinin haksız yere hedef gösterilmesini istemez.
Bu nedenle bir kez daha altını çizmek gerekir ki; Bodrum'daki kaçak yapılaşma yalnızca birkaç mahalleyle sınırlı değildir. Bugün ilçenin hemen her mahallesinde farklı ölçülerde benzer sorunlar yaşanmaktadır.
Aslında elimizdeki veriler de bunu açıkça ortaya koyuyor.
Bodrum'da tapulu arsa sahipliği oranı yaklaşık yüzde 18 seviyesinde bulunurken, fiili yapılaşma oranı yüzde 50'lere ulaşmış durumda. Bu tablo, Bodrum'daki yapı stokunun yaklaşık yüzde 30'unun ruhsatsız veya kaçak yapı niteliğinde olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla mesele birkaç mahalleyi işaret etmek değil; Bodrum'un geneline yayılan ve yıllar içinde büyüyen yapısal bir sorunu doğru analiz edebilmektir. Gerçekten barınma ihtiyacı nedeniyle yapılmış mütevazı yapılar ile bugün "kooperatif", "hisseli satış" ve "yatırım" adı altında yürütülen ticari kaçak yapılaşmayı birbirinden ayırmak zorundayız. Aksi halde hem sorunun kaynağını yanlış tespit eder hem de gerçekten mağdur olan vatandaşlara haksızlık yapmış oluruz.
Bu bağlamda bugün ise madalyonun diğer yüzüne bakalım.
Çünkü Bodrum'da kaçak yapı denildiğinde ilk suçlanan kurum her zaman belediyeler oluyor.
Sosyal medyada aynı cümleyi defalarca görüyoruz:
"Belediye neden yıkmıyor?"
"Belediye izin veriyor."
"Belediye göz yumuyor."
Peki gerçekten öyle mi?
Kanun buna ne diyor?
Aslında kamuoyunun büyük bölümü, kaçak yapılaşma konusunda en önemli gerçeği bilmiyor.
Belediye ne yapmak zorunda?
3194 sayılı İmar Kanunu belediyeye çok net görevler veriyor.
Bir yapı ruhsatsız veya ruhsata aykırıysa belediye;
- Yapıyı tespit eder.
- Yapı Tatil Tutanağı düzenler.
- İnşaatı mühürler.
- Encümen kararı alır.
- İdari para cezası uygular.
- Yasal süreci başlatır.
Yani belediyenin ilk görevi kaçak yapıyı kayıt altına almak ve hukuki işlemleri başlatmaktır.
Eğer bunları yapıyorsa kanunun kendisine yüklediği asli görevi yerine getiriyor demektir.
Peki sonra?
İşte kamuoyunun en çok yanıldığı nokta tam da burası.
Kanun sadece belediyeyi sorumlu tutmuyor
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesi çok açık.
Eğer belediye hakkında yıkım kararı aldığı halde bunu belirlenen sürelerde uygulayamıyorsa, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın resen yıkım yapma veya yaptırma yetkisi bulunuyor.
Üstelik kanun bununla da yetinmiyor.
Yıkım masrafını belediyeden tahsil edebileceğini de hükme bağlıyor.
Yani kanun koyucu açıkça şunu söylüyor:
"Kaçak yapı yalnızca belediyenin sorunu değildir."
Merkezi idare de bu mücadelenin asli aktörüdür.
Buna rağmen kamuoyunda tüm eleştirilerin yalnızca belediyelere yöneltilmesi hukuki gerçeklerle örtüşmüyor.
Bir yıkım sadece kepçeyle yapılmıyor
Sokaktan bakınca kolay görünüyor.
Bir kepçe gelsin.
Yıksın.
Bitsin.
Ama hukuk devleti böyle işlemiyor.
Bir yıkım için;
- güvenlik tedbirleri,
- kolluk kuvvetleri,
- iş makineleri,
- bütçe,
- personel,
- idari kararlar,
- mahkeme süreçleri,
- yürütmeyi durdurma kararları,
- mülkiyet hakkı,
aynı anda değerlendirilmek zorunda.
Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı nedeniyle usulüne uygun işlem yapılmadan gerçekleştirilen her yıkım, idare mahkemelerinden dönebiliyor.
Danıştay'ın birçok kararında da usul eksikliği nedeniyle yıkımların iptal edildiği görülüyor.
Yani hukuk devletinde "kaçak yapı var" demek, tek başına kepçenin çalışması anlamına gelmiyor.
Bir başka yanlış: "Numara verildi, demek ki yasallaştı"
Bodrum'da en sık duyduğumuz cümlelerden biri de şu:
"Belediye numara verdiğine göre yapı artık yasal."
Hayır.
Bu doğru değil.
5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu gereği belediyeler fiilen bulunan yapılara adres oluşturmak zorunda.
Çünkü;
- ambulansın,
- itfaiyenin,
- polisin,
- postanın,
- seçim görevlilerinin,
o adrese ulaşabilmesi gerekiyor.
Numarataj verilmesi;
- ruhsat değildir,
- iskan değildir,
- yapı kullanım izin belgesi değildir,
- kaçak yapıyı yasallaştırmaz.
Bu tamamen idari bir zorunluluktur.
Su ve elektrik de ruhsat anlamına gelmiyor
Bir başka yanlış bilgi de abonelikler konusunda yaşanıyor.
"Elektrik bağlandı."
"Su bağlandı."
"O zaman yapı yasaldır."
Hayır.
Elektrik ve su, sosyal devlet anlayışının gereği olarak verilen temel kamu hizmetleridir.
Bu hizmetlerin verilmesi;
- yapıyı ruhsatlı hale getirmez,
- imar affı oluşturmaz,
- kaçak yapı niteliğini ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla abonelik, hukuki meşruiyet anlamına gelmez.
Asıl mücadele nerede başlamalı?
Bodrum'da bugün bir çok mahallede yüzlerce kaçak yapı konuşuluyor.
Oysa esas soru şu olmalı:
Bu yapılar daha temel kazılırken neden durdurulamıyor?
Çünkü bir bina çatıya ulaştığında artık mücadele çok daha zor hale geliyor.
Oysa ilk beton döküldüğünde;
- kolluk kuvveti,
- belediye,
- kaymakamlık,
- valilik,
- bakanlık,
aynı kararlılığı gösterebilse bugün bu tabloyu konuşmuyor olurduk.
Suçlu aramak yerine sistemi konuşmalıyız
Kaçak yapılaşma tek bir kurumun başarısızlığı değildir.
Bu, yıllardır biriken denetimsizliğin sonucudur. Ve Bodrum'un asırlık sorunudur.
Bir tarafta belediyeler...
Diğer tarafta bakanlık...
Valilik...
Kaymakamlık...
Kolluk kuvvetleri...
Yargı...
Altyapı kuruluşları...
Hepsinin kanundan doğan sorumluluğu var.
Dolayısıyla çözüm de ancak ortak iradeyle mümkün olabilir.
Aksi halde herkes birbirini suçlar, Bodrum ise her geçen gün biraz daha plansız, biraz daha altyapısız ve biraz daha yaşanmaz hale gelir.
Çünkü kaçak yapı sadece beton değildir.
Kaçak yapı, planlamanın çöküşüdür.
Ve bu çöküşün bedelini hep birlikte ödüyoruz.






