“Muhalefetin Kapısını Kırmak: Hukukun Değil, Korku İktidarının Göstergesi”

Yayınlanma : 25 Mayıs 2026 15:00
Düzenleme : 25 Mayıs 2026 15:02
  • middent dış kurban bayramı ilanı
  • satrıda dörüm bayram

Türkiye’de siyasal iktidarın muhalefete yönelik baskıcı dili ve yöntemleri artık yalnızca siyasi bir tartışma konusu değil, doğrudan demokrasi ve hukuk meselesidir.

 

 

CHP Genel Merkezi’ne polisin zor kullanarak girmesi, hangi hukuki gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın, meşruiyet açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. Çünkü her “hukuki” işlem demokratik toplumlarda aynı zamanda meşru kabul edilmez. Devlet gücünün siyasi alanı baskı altına almak için kullanılması, demokrasiyi zayıflatan en temel unsurlardan biridir.

 

Bugün Türkiye’de iktidarın benimsediği anlayış, “iktidar için her yol mübahtır” anlayışıdır. Bu anlayış; hukuku, yargıyı ve güvenlik güçlerini siyasetin aparatı haline getirerek ülkeyi ekonomik krizlerin, yoksulluğun ve toplumsal kutuplaşmanın içine sürüklemiştir.
 

Hukukun üstünlüğü askıya alınırken, demokrasi yalnızca seçim gününe indirgenmiş, farklı düşünen herkes baskıyla susturulmaya çalışılmıştır.

 

Türkiye’nin ana muhalefet partisinin kapılarının polis zoruyla kırılması, demokratik bir ülkede kabul edilebilecek bir görüntü değildir. Çünkü siyasi partiler, demokrasinin temel kurumlarıdır. Bir siyasi partiyi devlet gücüyle baskı altına almak, doğrudan halk iradesine müdahale anlamına gelir. Bu görüntüler yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’de çok sesli siyasete verilmiş bir gözdağıdır.

 

Bugün yaşananlar aslında yeni değildir. Daha önce HDP’ye yönelik operasyonlarda da benzer yöntemler devreye sokuldu. Selahattin Demirtaş yıllardır tartışmalı yargı süreçleriyle cezaevinde tutuluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen tahliye edilmemesi, hukukun değil siyasi iradenin belirleyici olduğunu açıkça ortaya koydu.
 

Aynı şekilde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davalar ve verilen siyasi yasak kararları da toplumun geniş kesimlerinde “rakibi sandıkta yenemeyenlerin yargıyı devreye soktuğu” eleştirilerine neden oldu.

 

İktidarın yöntemi nettir: Ses çıkaranı susturmak, güçlenen muhalefeti etkisizleştirmek, toplumsal muhalefeti korkuyla bastırmak. Gazetecilerden siyasetçilere, belediye başkanlarından öğrencilere kadar farklı kesimlerin sürekli soruşturmalarla, gözaltılarla ve baskılarla karşı karşıya kalması tesadüf değildir. Çünkü otoriterleşen yönetimler, iktidarda kalabilmek için önce muhalefeti itibarsızlaştırır, ardından devlet gücüyle sindirmeye çalışır.

 

 

Ancak unutulmamalıdır ki demokrasi yalnızca iktidarın hoşuna giden görüşlerin yaşadığı bir rejim değildir. Demokrasi; muhalefetin var olabildiği, eleştirinin suç sayılmadığı, siyasi rekabetin polis gücüyle değil sandıkta yapıldığı bir sistemdir. Bugün CHP’nin kapısına dayanan anlayış, yarın başka bir siyasi görüşün kapısına dayanacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca bir parti meselesi değil, doğrudan Türkiye’nin hukuk devleti olup olmayacağı meselesidir.

 

 

Türkiye’nin ihtiyacı korku siyaseti değil; adalet, özgürlük ve demokratik hukuk düzenidir. Devletin görevi siyasi partilerin kapısını kırmak değil, halkın iradesini ve hukuk güvenliğini korumaktır.

 

  • kutay