Dijital Aktivizmin Gölgesinde Siyaset ve Gazeteciliğin Sınavı

Yayınlanma : 04 Mayıs 2026 09:57
Düzenleme : 04 Mayıs 2026 09:58

Son günlerde kamuoyuna yansıyan bir video üzerinden yürüyen tartışmalar, yalnızca bir belediye başkanını ya da bir siyasi aktörü değil; doğrudan doğruya siyaset yapma biçimimizi, dijital aktivizmin sınırlarını ve gazeteciliğin itibarını da sorgulanır hale getirmiştir.

 

Tanrıyar’ın yayımladığı videoda, Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’ye yönelik dile getirilen “adaylık sürecinin maddi bir pazarlık üzerinden yürütüldüğü” iddiası, kısa sürede farklı mecralarda haberleştirildi. Ancak burada asıl mesele, iddianın kendisinden çok, bu iddianın nasıl dolaşıma sokulduğu ve hangi süzgeçlerden geçirilmeden kamuoyuna sunulduğudur.

 

Çünkü gazetecilik, iddiaları aktarma mesleği değildir; gazetecilik, iddiaları doğrulama ve kamu yararı çerçevesinde değerlendirme sorumluluğudur. Bir iddianın varlığı, onun haber değeri taşıdığı anlamına gelmez. Hele ki bu iddia, doğrudan bir kişinin siyasi ve toplumsal itibarını hedef alıyorsa, gazeteciliğin en temel ilkesi devreye girer: ispat yükümlülüğü.

 

Bugün dijital aktivizm adı altında yürütülen birçok girişim, ne yazık ki bu etik sınırları zorlamakta; hatta çoğu zaman aşmaktadır. Sosyal medya üzerinden yayılan içerikler, hızla “gerçek” algısı üretirken, bu içeriklerin kaynağı, doğruluğu ve amacı çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bu durum yalnızca bireyleri değil, gazetecilik kurumunun kendisini de itibarsızlaştıran bir süreci beraberinde getirmektedir.

 

Gazetecilik, doğrulanmamış iddiaların taşıyıcısı haline geldiğinde; kamuoyu bilgilendirilmez, aksine yönlendirilir. Bu da mesleğin temelini oluşturan güven duygusunu zedeler.

 

Bu noktada Tamer Mandalinci’nin siyasi pratiğine bakmak, tartışmayı daha sağlıklı bir zemine oturtmak açısından önemlidir. Mandalinci, göreve geldiği günden bu yana, Bodrum’daki siyasi çekişmelerin ve parti içi gerilimlerin dışında kalmayı tercih etmiş bir isimdir. Ne iktidar partisiyle polemik arayışına girmiş, ne de kendi partisinin iç tartışmalarında taraf olmuştur. Aksine, daha uzlaşmacı bir dil ve hizmet odaklı bir yaklaşım sergilemiştir.

 

Elbette bir belediye başkanının icraatları tartışılabilir. Eksik bulunabilir, eleştirilebilir, hatta yetersiz görülebilir. Bu, demokrasinin doğasıdır. Ancak eleştiri ile itham arasındaki çizgi nettir. Somut delillere dayanmayan, ispatlanmamış ve doğrudan kişiyi hedef alan iddialar; eleştiri değil, itibarsızlaştırma girişimidir.

Bugün gelinen noktada, dijital aktivizm ile siyaset arasındaki sınırın bulanıklaştığı, gazeteciliğin ise bu iki alan arasında sıkıştığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Oysa gazetecilik, bu tür gerilimlerin parçası değil; denge unsuru olmak zorundadır.

 

Unutulmamalıdır ki;
Bir iddiayı dile getirmek kolaydır, ancak onu ispatlamak zorunluluktur.
Ve gazetecilik, tam da bu zorunluluğun mesleğidir.

 

Eğer bu ilke göz ardı edilirse, yalnızca kişiler değil; kurumlar, meslekler ve nihayetinde kamuoyunun gerçeklikle kurduğu bağ da zarar görür.

  • kutay