VEFA, CEFA OLMASIN

Yayınlanma : 15 Eylül 2026 10:25
  • satrroıad dörüm
  • ceylan hafriyat

Vefa…

 

Övünülen, önerilen, iyi bir karakter özelliği olarak kabul edilen bir duygu. Üzerine şiirler yazılmış, şarkılar söylenmiş, hikâyeler anlatılmış.

Ama hayal kırıklığı yaşandığında hepimizin bildiği o cümle çıkar ortaya:

“Meğer Vefa, sadece bir semt adıymış.”

Peki gerçekten öyle mi?

Asıl soru belki de şu:

Vefa, her koşulda ve herkese gösterildiğinde gerçekten erdem midir?

Bence değil.

Çünkü vefa göstereceğiz diye iyi bildiğimiz insanların yanlışlarını görmezden geliyor, hatalarını savunuyor, hatta sessizliğimizle o yanlışların devam etmesine katkı sağlıyorsak; belki dostumuza vefa gösteriyoruzdur ama kendi değerlerimize karşı vefasızlık ediyoruzdur.

İşte tam da burada vefanın sınırını yeniden düşünmek gerekiyor.

Vefa mı, bağlılık mı?

Hayat sürekli değişiyor.

İnsanlar değişiyor, düşünceler değişiyor, koşullar değişiyor. Dün doğru bulduğumuz bir davranışı bugün yanlış bulabiliyoruz. Dün yanında durduğumuz bir insan, bugün savunduğumuz değerlerden uzaklaşabiliyor.

Böyle bir durumda vefa, geçmişte kurulmuş ilişkinin hatırına bugünün yanlışını savunmak olmamalı.

Çünkü vefa ile körü körüne bağlılık arasındaki çizgi, sanıldığından çok daha ince.

Bir insanla yıllarca yol arkadaşlığı yapmış olabilirsiniz. Size emeği geçmiş olabilir. Zor gününüzde yanınızda durmuş olabilir.

Bütün bunları elbette unutmayın.

Ama aynı insan bugün yanlış yapıyorsa, sırf geçmişteki hatırına o yanlışı savunmak zorunda değilsiniz.

Hatta tam tersine…

Gerçek vefa bazen yanlış yapan dostunuza “yanlış yapıyorsun” diyebilmektir.

Siyasette vefanın sınırı

Bu mesele siyasette çok daha önemli.

Siyasette “vefa” kelimesini sıkça duyuyoruz.

Partiye vefa…

Lidere vefa…

Dava arkadaşına vefa…

Geçmişte görev verene vefa…

Elbette emeği unutmamak, birlikte yürüdüğünüz insanları ilk fırsatta terk etmemek önemlidir.

Ancak siyasal vefa zaman zaman başka bir anlama bürünebiliyor.

Eleştirmemek…

Sorgulamamak…

Her kararı savunmak…

Yanlışı görmezden gelmek…

İşte tam bu noktada vefa ile biat arasındaki sınır ortadan kalkıyor.

Düşünün…

Yıllarca aynı siyasi hareket içerisinde çalıştığınız bir yönetici, bugün sizin savunduğunuz ilkelere aykırı bir karar alıyor.

Kamu kaynaklarının adil kullanılmadığını düşünüyorsunuz.

Liyakatin geri plana itildiğini görüyorsunuz.

Toplumun ortak çıkarının, kişisel veya siyasi hesapların gerisine bırakıldığına tanıklık ediyorsunuz.

Ve siz sırf;

“Bunca yıllık arkadaşımızdır, bize emeği vardır.”

diyerek susuyorsunuz.

Bu vefa mıdır?

Yoksa asıl vefa, birlikte yola çıkarken savunduğunuz değerlere sahip çıkmak mıdır?

Kişilere değil, ilkelere

Siyasetin en büyük yanılgılarından biri belki de tam burada başlıyor.

Kişilere duyulan vefa, ilkelere duyulan vefanın önüne geçiyor.

Oysa bir siyasi partiye vefa göstermek, o partinin yaptığı her şeyi doğru kabul etmek değildir.

Bir lidere vefa göstermek, liderin her sözünü sorgulamadan benimsemek değildir.

Bir yöneticiye vefa göstermek, onun yanlış kararının arkasında durmak hiç değildir.

Demokratik siyasette gerçek vefa;

hukuka, adalete, liyakate, halka verilen söze ve kamu yararına gösterilmelidir.

Çünkü siyasi makamlar geçicidir.

Bugün yönetici olan yarın olmayabilir.

Bugün güçlü görünen bir isim, yarın siyaset sahnesinden çekilebilir.

Ama alınan kararların toplum üzerinde bıraktığı iz çok daha uzun süre yaşayabilir.

Bu nedenle bir siyasetçinin en önemli sorumluluğu, kendisini o göreve getiren kişiye değil, kendisine emanet edilen kamu görevine karşı olmalıdır.

Bazen yalnız kalmak gerekir

Elbette bunun bir bedeli vardır.

Yanlışa “yanlış” demek arkadaş kaybettirebilir.

Bir grubun dışında kalabilirsiniz.

Görev kaybedebilirsiniz.

Eleştirilebilirsiniz.

Hatta yalnız kalabilirsiniz.

Ama insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığında ödeyeceği bedel, çoğu zaman bunlardan çok daha ağırdır.

Çünkü makamlar geçer.

Görevler değişir.

Siyasi dengeler değişir.

Ama insanın kendi kendisine verdiği hesap kalır.

Yazar ve şair Haydar Ergülen’in Vefa Bazen Unutmaktır kitabında ortaya koyduğu yaklaşım da bize vefanın her durumda geçmişe tutunmak anlamına gelmediğini hatırlatıyor.

Belki de siyasette vefayı yeniden tarif etmenin zamanı gelmiştir.

Vefanın adresi değişmeli

Bize makam verene değil, o makamın sorumluluğuna…

Bize görev verene değil, görevin gerektirdiği adalete…

Bir kişiye değil, birlikte savunduğumuz değerlere…

Bir siyasi yapının bugünkü yöneticilerine değil, toplum karşısında verilen sözlere…

Ve her şeyden önce gerçeğe vefa.

Çünkü kişilere gösterilen sınırsız vefa, bir süre sonra insanın kendi doğrularından vazgeçmesine dönüşebilir.

O noktadan sonra adı vefa olsa bile sonucu cefadır.

Bu nedenle vefayı yeniden düşünmeliyiz.

Vefayı kişilere değil, değerlere göstermeliyiz.

Hayatın gerçeklerine, hukuka, adalete, ortak akla ve toplumsal faydaya…

Çünkü kişiler değişir.

Makamlar değişir.

İktidarlar değişir.

Dostluklar bile zaman içerisinde farklılaşabilir.

Ama doğruya gösterilen vefa, insanın arkasında bırakabileceği en değerli siyasi mirastır.

Vefa olsun…

Ama cefa olmasın.