Barış yalnızca silahların susması değildir
Belki de dünyanın bütün dillerinde farklı biçimlerde karşılığı bulunan “barış” sözcüğünü anlatmanın en güzel yollarından biri, günlük hayatımızda iyi niyetimizi ifade etmek için kullandığımız “selam” kelimesidir. Çünkü selam; esenliği, güvenliği, barışı, kurtuluşu ve kusursuzluğu aynı anlam dünyasında buluşturur.
Barış da yalnızca savaşın, kavganın ve çatışmanın olmadığı bir durum değildir. Gerçek barış; insanların huzur, güvenlik, kardeşlik, eşitlik, adalet ve iyi niyet içerisinde yaşayabilmesidir.
Bu nedenle barışı yalnızca savaş karşıtlığı olarak görmek eksik bir yaklaşım olur. Çünkü savaşlar bitebilir, silahlar susabilir, çatışmalar sona erebilir. Ancak baskı, zulüm, ayrımcılık ve adaletsizlik devam ediyorsa orada gerçek anlamda bir barıştan söz etmek mümkün değildir.
Savaş kazanılabilir ama barış kazanılmadan kalıcı bir gelecek kurulamaz.
Çatışmanın sona ermesi, barışın yalnızca ilk adımıdır. Asıl mesele, savaşın yarattığı yaraları onarmak, toplumların birbirine olan güvenini yeniden kurmak ve insanların kendisini eşit, özgür ve güvende hissedeceği bir düzen yaratabilmektir. Çünkü savaş yalnızca cephede yaşanmaz. Düşüncelerde, duygularda, dilde ve yüreklerde de devam edebilir.
Bu nedenle bugün “Terörsüz Türkiye” ya da “barış süreci” olarak farklı biçimlerde ifade edilen sürece yalnızca çatışmaların sona erdirilmesi penceresinden bakmamak gerekir.
Bu süreç, eğer doğru değerlendirilebilirse, barışı aramak, kurmak ve kalıcı hale getirmek için önemli bir fırsata dönüşebilir.
Bunun yolu ise yeni bir barış kültürü oluşturmaktan geçiyor.
Dilde, hukukta, siyasette, kültürde ve günlük yaşamda eşitliği esas alan; insanların kimliği, dili, inancı ve kültürü nedeniyle kendisini dışlanmış hissetmediği yeni bir toplumsal anlayışa ihtiyaç var.
Türklerin de Kürtlerin de kendisini bu ülkenin eşit ve onurlu yurttaşları olarak hissedebileceği bir hukuk düzeni kurulmadan, yalnızca silahların susmasıyla kalıcı bir barışın sağlanabileceğine inanmak zor.
Didim’den yükselen barış sesi
Tam da bu nedenle Didim’in 31. Barış Şenliği’ni yalnızca bir kültür-sanat etkinliği olarak görmemek gerekiyor.
Didim Belediyesi, bu yıl 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında “Ayrı Dilde, Aynı Ezgi: Barış” temasıyla önemli bir mesaj veriyor.
31 Ağustos’ta başlayacak ve iki gün sürecek şenlikte Türkçe, Kürtçe, Rumca ve farklı dillerde şarkılar seslendirilecek. Farklı dillerin aynı sahnede, aynı ezgide buluşması aslında barışın en sade tariflerinden birini ortaya koyuyor.
Çünkü farklılıklarımız birbirimize engel olmak zorunda değil.
Tam tersine, farklı dillerin, kültürlerin ve kimliklerin bir arada yaşayabilmesi, gerçek anlamda güçlü bir toplumun en önemli göstergelerinden biridir.
Ege coğrafyasında barış denildiğinde akla öncelikle aynı denizin iki yakasında yaşayan Türkler ve Yunanlılar gelir. Yüzyıllardır aynı coğrafyanın kültürünü paylaşan iki halkın, geçmişte yaşanan acılara rağmen bugün Ege’nin iki kıyısında dostluk ve barış içerisinde yaşayabilmesi hepimizin ortak dileğidir.
Ancak barışı yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerle sınırlamak da doğru değildir.
Barış, aynı kentin sokaklarında yan yana yaşayan insanların birbirine bakışında başlar.
Didim Belediye Başkanı Hatice Gençay’ın Didim’i çok kültürlü bir medeniyet kenti olarak değerlendirmesi bu açıdan önemlidir. Farklı etnik kökenlerden, farklı dillerden, farklı inançlardan ve farklı kültürlerden insanların eşit ve adil bir anlayışla kent yaşamının parçası olması, yerel yönetimlerin barış kültürüne yapabileceği en önemli katkılardan biridir.
Belki de ülkeyi yönetenlerin, Didim’de filizlenen bu çok kültürlü yaşam anlayışından alacağı dersler vardır.
Barış artık bir hayal olmamalı
Didim’de 31. kez düzenlenecek Barış Şenliği, bize aslında çok basit ama çok önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
İnsanların barışa ihtiyacı var.
Ekmek kadar, su kadar, nefes kadar...
Bu coğrafyada yaşayan insanlar yıllardır barış özlemi çekiyor. Acıların, çatışmaların, ayrışmaların ve kayıpların ardından barış, belki de bölge halklarının en fazla gördüğü ortak düş oldu.
Şimdi mesele o düşü gerçeğe dönüştürebilmek.
Bunun için yalnızca silahların susmasını değil, ötekileştirmenin de susmasını sağlamamız gerekiyor.
Kin yerine anlayışı, ayrımcılık yerine eşitliği, üstünlük yerine kardeşliği, korku yerine güveni koyabilmeliyiz.
Çünkü gerçek barış, yalnızca savaşın olmadığı gün değildir.
Gerçek barış; insanların birbirinden korkmadığı, birbirini dışlamadığı ve birbirine eşit yurttaş olarak baktığı gündür.
Didim’den yükselen farklı dillerdeki ezgiler de bize bunu hatırlatacak.
Ayrı dillerde söyleyeceğiz belki...
Ama aynı ezgide buluşacağız:
Barış.
Ve artık barışın sadece bir düş olarak kalmaması gerekiyor.
Barış aranmalı, kurulmalı ve mutlaka yaşatılmalıdır.








