CHP’de bugün yaşanan gerilim, yalnızca kişisel kavgalardan ibaret değildir.
Bu kriz, Türkiye’de muhalefetin geleceğini belirleyecek bir demokrasi sınavıdır.
Türkiye siyasetinde bir dönem FETÖ’nün medya yapılanmasının kullandığı manipülasyon yöntemleri bugün başka araçlar ve başka aktörler üzerinden yeniden üretiliyor. O dönem hedef alınan isimler hakkında sistematik yayınlar yapılır, algı operasyonlarıyla kamuoyunda hüküm verilirdi. Ardından da hukuki süreçler bu medya baskısının gölgesinde şekillenirdi. Ne yazık ki bugün benzer bir yöntemin gölgesi, bizzat demokrasinin temel taşı olması beklenen Cumhuriyet Halk Partisi’nin etrafında dolaşıyor.
Halk TV’de CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır hakkında yayınlanan haber, parti içinde uzun süredir var olan kırılganlığı bir kez daha görünür kıldı. Çakır’a yönelik adli sicil tartışması üzerinden yaratılan bu yayın dili, ardından CHP’nin kendi içindeki sessizlik ve iletişimsizlikle birleşince, ortaya siyaseten ağır bir tablo çıktı. Çakır’ın TBMM’deki tepkisi, CNN Türk ekranlarında partisinin tavrını eleştirmesi ve Halk TV ile bazı parti yöneticileri arasında kurduğu ilişki iddiaları, CHP’nin medya–siyaset hattında ne kadar sorunlu bir noktaya geldiğinin işareti.
CHP'nin Demokrasi Zemininden Uzaklaşan Yeni Hali
Oysa CHP, Türkiye’nin demokrasi tarihinde çok sesliliği temsil eden, farklı fikirlerin bir arada mücadele ettiği bir siyasi zemin olarak doğdu. Ancak bugün gelinen noktada, o çok seslilikten giderek uzaklaşan, eleştiriye tahammülü azalan bir parti görünümü ortaya çıkıyor.
— Barış Yarkadaş, gazeteci olarak bir başka kanalda yorum yaptığı için ihraç edildi.
— Berhan Şimşek, genel başkanlık sürecinde parti yönetimini eleştirdiği için kapı dışarı edildi.
— Ali Haydar Fırat, Parti Meclisi üyesi olarak kendi partisinin politikalarını değerlendirdiği için liste dışı bırakıldı.
Tüm bu isimlerin ortak noktası, CHP’li olmaları ve eleştiri haklarını kullanmaları. Yani partinin içinden, geleneğinden gelen, yıllarını bu partiye vermiş insanlar…
Diğer yandan, benzer süreçlerde çok daha ağır ifadeler kullananların parti içinde hiçbir işlem görmemesi, tabanda büyük soru işaretleri yaratıyor. Örneğin; itirafçı olup CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu “hırsızlıkla” suçlayan, partiyi yolsuzlukla itham eden Ertan Yıldız hakkında neden hiçbir disiplin süreci işletilmiyor?
Eleştirdiği için ihraç edilenler CHP’liyse,
Partiyi hırsızlıkla suçlayanlar ne olarak görülüyor?
Medyanın Algı Operasyonları, CHP’yi Parti Tabanından Uzaklaştırıyor
Bugün Halk TV’nin parti içi hizalanmalar doğrultusunda yürüttüğü yayın dili, sadece hedef alınan kişileri değil, geniş bir CHP tabanını da yaralıyor. CHP, yıllardır mücadele ettiği karanlık medyatik operasyonların benzerlerini kendi eliyle yeniden üretiyor görüntüsü veriyor. Bu durum, özellikle partinin geleneksel seçmeninde “CHP kendi evlatlarını kapı dışarı ediyor” algısını güçlendiriyor.
Bu politik iklimde gerçek CHP’liler dışarıda kalırken, partiyi asılsız ve ağır suçlamalarla hedef alanların dokunulmaz görünmesi, parti içinde derin bir adaletsizlik duygusu yaratıyor.
Bu da doğal olarak şu kritik soruyu gündeme getiriyor:
CHP, eleştiriyi susturmayı siyasi çizgi haline mi getirdi?
CHP’nin Demokrasi Sınavı
Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün en çok ihtiyacı olan şey; geçmişte olduğu gibi demokrasiyi, eleştiriyi ve çok sesliliği siyasetinin merkezine yeniden koymaktır. Aksi halde parti, medyanın yönlendirdiği kısır iç çekişmelerle kendi geleceğini ipotek altına almış olur.
Halk TV üzerinden yürüyen algı operasyonlarının gölgesinde, gerçek CHP’lilerin parti dışına itilmesi; CHP’yi güçlendirmez, aksine onu dar bir çevrenin kontrolüne bırakır. Türkiye’nin en köklü siyasi hareketinin ideallerini yaşatması için önce kendi içinde adaleti sağlaması, eşik atlayan tek sesliliği değil, yeniden çok sesliliği savunması gerekir.
Çünkü CHP’de bugün yaşanan gerilim, yalnızca kişisel kavgalardan ibaret değildir.
Bu kriz, Türkiye’de muhalefetin geleceğini belirleyecek bir demokrasi sınavıdır.





