Alman otomotiv devi Volkswagen Grubu, küresel pazardaki rekabet ve yapısal sorunlar nedeniyle tarihindeki en büyük krizlerden biriyle karşı karşıya. Uzmanlar, bu durumun sadece şirketi değil, tüm Almanya'yı etkileyebilecek devasa bir istihdam sorununa yol açabileceği konusunda uyarıyor.
KAPSAMLI TASARRUF PAKETİ VE FABRIKA KAPATMA TEHDİDİ
Şirket yönetimi, Çinli üreticilerin pazar payını hızla artırması karşısında zorlanırken, markayı kurtarmak için radikal bir tasarruf paketini hayata geçirmeye çalışıyor. Bu paket kapsamında, Almanya'daki bazı fabrikaların kapatılması ve binlerce çalışanın işten çıkarılması gündemde. Alman basınına sızan bilgilere göre, yeni strateji maliyetleri düşürmek, Almanya'daki 4 fabrikayı kapatmak ve yaklaşık 50 bin kişiyi işten çıkarmak gibi sert tedbirleri içeriyor. Bu rakam, iki yıl önce varılan anlaşmanın çok ötesinde bir yeniden yapılanma anlamına geliyor. Şirketin küresel çapta zaten planladığı 50 bin kişilik işten çıkarma planına ek olarak bu yeni dalganın da dahil edileceği belirtiliyor. Hisseleri son 16 yılın en düşük seviyesinde seyreden Volkswagen üzerinde artan değişim baskısı, bu hamlelerle zirveye ulaşmış durumda. Yönetim, işçi tarafına mali hedeflere ulaşmak için mevcut kesintilerin yetersiz kaldığını iletmiş olsa da, ek azaltımlara dair net sayılar henüz resmi olarak paylaşılmadı. Sektör analistleri tarafından 'dünyanın en büyük ikinci otomotiv üreticisinin tarihindeki en köklü dönüşüm hamlesi' olarak nitelendirilen bu stratejik taslak, 9 Temmuz'da Wolfsburg'daki kritik kurul toplantısında tüm detaylarıyla ele alınacak. Volkswagen'in bu radikal planı, Asyalı rakiplerin yükselişi, daralan kar marjları ve ABD'nin korumacı politikaları gölgesinde şekilleniyor. Ancak bu taslak, sendikalar ve önemli hissedarların güçlü direnciyle karşı karşıya.
100 BİN KİŞİYE KADAR İŞTEN ÇIKARMA İDDİALARI VE SENDİKA TEPKİSİ
Şirketin küresel çapta istihdam ettiği 657 bin çalışandan yaklaşık 100 binini önümüzdeki yıllarda işten çıkarma öngören bu kapsamlı strateji iddiası, sendikalarda büyük bir infiale yol açtı. Şirketin mevcut işten çıkarma planını ikiye katlayacağı belirtilen bu adımlara karşı IG Metall Sendikası ve Volkswagen İş Konseyi ortak bir direniş cephesi oluşturdu. Yayımlanan sert deklarasyonda, sızan planlar 'sorumsuz bir tehdit senaryosu' olarak nitelendirildi. İşçi temsilcileri, çalışan haklarına, Volkswagen Yasası'na ve ortak yönetim kültürüne yönelik bu saldırıları engellemek için tüm hukuki ve endüstriyel imkanları kullanacaklarını duyurdu. Yönetimi 'kör bir panik ve aktivizm' içinde olmakla suçlayan temsilciler, şirketin rekabetçi ürün gamına, yeni nesil teknolojilere ve istihdam güvencesine odaklanması gerektiğini vurguladı. Volkswagen'den bir sözcü ise spekülasyonlara değinmeyerek, süreçlerin kurullarda değerlendirilmeye devam ettiğini belirtti. Volkswagen'in yeniden yapılanma stratejisindeki bir diğer önemli kriz ise Osnabrück tesislerinde yaşanıyor. Tasarruf önlemleri kapsamında 2027'de üretimi durdurmayı planladığı 2.300 çalışanlı Osnabrück fabrikasının, İsrailli savunma şirketi Rafael'e devredilerek 'Demir Kubbe' füze savunma sistemi bileşenleri üretmesi hedefleniyor. Ancak, Volkswagen'in üçüncü büyük hissedarı Katar Yatırım Otoritesi'nin (QIA), Doha ile İsrail arasındaki gerilimli ilişkiler nedeniyle projeye karşı çıktığı ve süreci engellediği ifade ediliyor. Bu konuda QIA, Volkswagen yönetimi ve Denetleme Kurulu sözcülerinden resmi bir açıklama gelmedi. Federal hükümet ve Aşağı Saksonya eyaletinin desteklediği bu dönüşüm, Katar'ın vetosu ve yerel halkın protestoları nedeniyle de zorluk yaşıyor. Bu radikal taslaklar ve kriz başlıklarının 9 Temmuz'daki Denetleme Kurulu toplantısında masaya yatırılması bekleniyor. Almanya'nın tanınmış otomobil uzmanı Prof. Dr. Ferdinand Dudenhöffer, Volkswagen Grubu'ndaki krizin ülke genelinde büyük bir istihdam kırılmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Yüksek maliyetler, katı bürokrasi, vergiler ve yetersiz lojistik altyapı nedeniyle Almanya'da otomotiv istihdamının 500 binin altına düşebileceğini belirten Dudenhöffer, 9 Temmuz'daki kurullar zincirinden hemen radikal kararlar beklemediğini, sürecin daha çok analiz ve müzakere şeklinde ilerleyeceğini öngörüyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilerin basındaki spekülasyonlardan ibaret olduğunu ve Volkswagen yönetiminden somut bir açıklama gelmediğini vurgulayan Dudenhöffer, şirketin şeffaflığı sağlaması ve 100 bin kişilik işten çıkarma iddialarının henüz değerlendirme aşamasında olup olmadığını net bir şekilde açıklaması gerektiğini söyledi. Volkswagen'in öncelikli olarak lüks segmentte daralma yaşayan Porsche ve Audi markalarındaki krizlere odaklanabileceğini belirten Dudenhöffer, Almanya'da planlanan 35 bin kişilik istihdam azaltımının artmasının muhtemel olduğunu kaydetti. Ayrıca, Volkswagen'in yazılım birimi CARIAD ile Bosch arasındaki 1,5 milyar avroluk otonom sürüş sözleşmesinin iptal edilmesinin sektörü sarstığını ve Bosch'un başarısız olduğu algısını yarattığını belirtti. Dudenhöffer, Çinli üreticilerin Alman otomotiv sektörü üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu ve Alman üreticilerin öncelikle Çin pazarında yeniden güç kazanması gerektiğini vurguladı. BMW'nin kar uyarısına değinen Dudenhöffer, markanın Çin'deki geleceğinin yeni elektrikli platformu 'Neue Klasse'nin fiyatlandırmasına bağlı olduğunu, Mercedes-Benz'in ise Geely ve Smart ortaklıkları sayesinde durumu stabilize edebileceğini ifade etti. Genel olarak Çin pazarında Volkswagen'in en iyi durumda olduğunu, onu Mercedes'in takip ettiğini, BMW ve Porsche'nin ise zor bir pozisyonda bulunduğunu ekledi. Dudenhöffer, Almanya'daki üretim ortamının küresel ölçekte rekabetçi olmadığını ve önümüzdeki 5-7 yıl boyunca otomotiv üretiminin kötü bir performans sergileyebileceğini, istihdamda büyük bir kırılma beklediğini dile getirdi. Sektörde doğrudan istihdam edilen yaklaşık 720 bin kişinin geleceğine yönelik karamsar bir tablo çizen Dudenhöffer, bu sayıyı 500 binde tutmanın bile iyi bir senaryo olacağını, zira 500 binin altına düşme riskinin yüksek olduğunu vurguladı. Alman üreticilerin ülkede istihdam azaltımına gittiğinde, bu işlerin 10 yıl boyunca geri gelmesinin mümkün görünmediğini söyledi. Federal hükümetin adımlarının düşüş trendini durdurmaya yetersiz olduğunu savunan Dudenhöffer, iç pazardaki karanlık tabloya rağmen Mercedes ve BMW'nin ABD ve Macaristan yatırımlarının, Skoda ve Cupra gibi markaların ise Avrupa pazarında dengeleyici rol oynayacağını belirtti. Alman hükümetinin katı politikaları nedeniyle radikal reformları uygulamakta geç kaldığını ve ülkedeki refah yapısının küresel rekabetin gerisinde kaldığını savunan Dudenhöffer, küresel rekabette kalabilmek için mevcut refah yapısından fedakarlıklar yapılması gerektiğini söyledi. Genç profesyonelleri sadece Almanya ile sınırlı kalmamaları ve Çin veya dinamik Avrupa ülkelerindeki küresel fırsatları değerlendirmeleri konusunda uyardı.








