Amerika Birleşik Devletleri'nin 30 yıllık hazine tahvil faizi, son 19 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak piyasalarda adeta deprem etkisi yarattı. Bu tarihi yükselişin ardında, Federal Rezerv'in (Fed) para politikasına dair belirsizlikler ve enflasyonla mücadeledeki kararlılığına yönelik endişeler yatıyor.
FED KARARI VE PİYASALARIN TEPKİSİ
Dün yapılan Federal Rezerv toplantısında politika faizinin beklentiler doğrultusunda yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutulması kararı alındı. Ancak, bu kararın 9'a karşı 3 oyla alınması ve Cleveland Fed Başkanı Beth Hammack, Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari ile Dallas Fed Başkanı Lorie Logan'ın faiz artışı yönünde oy kullanması, içerde bir fikir ayrılığına işaret etti. Fed Başkanı Kevin Warsh, basın toplantısında fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılıklarını vurgularken, enflasyon hedefinde herhangi bir yumuşamanın söz konusu olmadığını belirtti. Buna rağmen, ileriye dönük yönlendirmeden kaçınması, para politikasına ilişkin belirsizliği daha da artırdı.
TAHVİL FAİZLERİNDE TARİHİ ZİRVELER
Warsh'un açıklamalarının ardından, piyasalar enflasyon ve ekonomik büyüme beklentilerine göre hareket eden uzun vadeli tahvil getirilerinde belirgin bir yükseliş gözlemledi. Analistler, bu durumun yatırımcıların Fed'in enflasyonu kontrol altına almak için yeterince çaba göstermeyebileceği endişesini taşıdığının bir işareti olarak yorumlanabileceğini ifade etti. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,70'e yükselirken, 30 yıllık tahvil faizi ise yüzde 5,2369 ile 2007 yılından bu yana en yüksek seviyesini görerek piyasalarda şok etkisi yarattı. Bu durum, Fed'in kısa vadede agresif adımlar atmayabileceği beklentilerini güçlendirirken, piyasanın uzun vadede daha yüksek faiz oranlarını fiyatladığını gösterdi.
KÜRESEL EKONOMİYE YANSIMALARI
Avustralyalı analistler, ABD 30 yıllık tahvil faizindeki bu yükselişin küresel borçlanma maliyetleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturduğunu ve doları desteklediğini belirtti. Bu durumun, özellikle sıkılaşan finansal koşullara duyarlı büyüme hisseleri ve gelişmekte olan ülke piyasaları üzerinde baskı yaratabileceği vurgulandı. Eğer 30 yıllık tahvil faizi yükselişini sürdürürse, bu durum küresel hisse senedi piyasaları için önemli bir olumsuz faktör haline gelebilir ve döviz piyasalarındaki oynaklığı artırabilir.








