1889 yılında, Yeni Zelanda kıyılarındaki ıssız Manawatāwhi (Büyük Ada) Adası'na, olası deniz kazalarında acil gıda kaynağı oluşturmak amacıyla denizciler ve balina avcıları tarafından dört evcil keçi salındı.
Hızlı nüfus artışı ekosistemi bozdu
Doğal yırtıcıların bulunmadığı ve bol bitki örtüsüne sahip adada, keçilerin nüfusu hızla arttı. Yarım yüzyılı aşkın bir süre zarfında keçi popülasyonu yaklaşık 400 bireye ulaştı. Bu durum, adadaki geniş yapraklı bitki örtüsünün ve yerel floranın aşırı otlatma baskısı altında hızla tüketilmesine neden oldu.
Türlerin yok oluşu ve adanın iyileşme süreci
Yeni Zelanda Koruma Departmanı kayıtlarına göre, bitki örtüsündeki bu tahribat, toprağın erozyona uğramasına ve bitkilere bağımlı diğer türlerin olumsuz etkilenmesine yol açtı. Botanikçi Thomas Cheeseman tarafından adada kayıt altına alınan bazı bitki türleri, sonraki yıllarda yapılan incelemelerde artık bulunamıyordu. Bu süreçte, Pennantia baylisiana adlı nadir bir bitki türünün adadaki varlığı yalnızca tek bir örneğe kadar geriledi. 1946 yılında, adadaki 393 keçi yetkililer tarafından düzenlenen ve bir aydan uzun süren bir operasyonla toplanarak bölgeden uzaklaştırıldı. Keçilerin adadan çıkarılmasının ardından otlaklar ve orman tabanı yeniden gelişmeye başladı, ancak 1889 öncesi ekosistem yapısına tam olarak dönülemediği ve bazı hassas türlerin varlığının sınırlı kaldığı belirtildi. Benzer bir durum, Karayipler'deki Redonda Adası'nda istilacı kemirgenler ve yaban keçilerinin uzaklaştırılmasının ardından gözlemlendi; adadaki bitki örtüsü ve yerel kertenkele popülasyonunda artış kaydedildi.









