1850'li yıllarda Avrupa'dan Kuzey Amerika'ya getirilen ev serçeleri, başlangıçta masum bir iklimlendirme projesinin parçasıydı. Ancak Biological Invasions dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu küçük kuşların kıta üzerindeki yayılımının ve ekolojik etkilerinin ne denli büyük bir soruna dönüştüğünü gözler önüne seriyor. İlk başarılı salımın, inanılanın aksine, yalnızca 16 bireyden oluştuğu ve bu sayının bir popülasyonun başlaması için oldukça sınırlı olduğu belirtiliyor.
BEKLENENİN ÇOK ÖTESİNDE BİR YAYILIM
Biyolojide 'kurucu etkisi' olarak bilinen, az sayıda bireyle başlayan bir popülasyonun genellikle sınırlı bir genetik çeşitliliğe sahip olması beklenirken, ev serçesi bu kuralı yıktı. Yüksek üreme kapasiteleri, geniş beslenme yelpazeleri ve insan yapımı çevrelere kolayca uyum sağlama yetenekleri sayesinde, bu kuşlar kısa sürede milyonlara ulaştı. Başlangıçta tırtıllarla mücadele amacıyla getirilmelerine rağmen, tohumlar, tahıllar ve insan atıklarıyla beslenerek farklı ortamlarda hayatta kalmayı başardılar. 1870'lerde San Francisco ve Salt Lake City'ye yapılan ek müdahalelerle batıya doğru ilerleyişleri hızlanan ev serçeleri, 1900 yılına gelmeden Kayalık Dağlar'a ulaştı.
YERLİ TÜRLER İÇİN TEHLİKE ÇANI
Günümüzde Alaska ve Kanada'nın en kuzey bölgeleri hariç tüm Kuzey Amerika'da kentsel ve kırsal alanların vazgeçilmez bir parçası haline gelen ev serçelerinin, zamanla farklı coğrafyalara uyum sağlayarak genetik çeşitlilik kazandığı da araştırmalarla ortaya konuyor. Ancak Amerikan Kuş Koruma Kurumu'nun (American Bird Conservancy) dikkat çektiği üzere, biyolojik mücadele amacıyla başlayan bu süreç, bir istilacı tür yönetimi sorununa evrildi. Agresif yuva yeri rekabetiyle bilinen ev serçeleri, Doğu Mavi Kuşu gibi yerli türleri yuvalarından kovarak ve üreme alanları için verdikleri mücadelede bu türlere zarar vererek ekolojik dengeyi bozuyor. İnsan yerleşimleriyle kurdukları sıkı bağ sayesinde küresel ölçekte en yaygın kuş türlerinden biri haline gelen ev serçesi, kontrolsüz tür transferlerinin uzun vadede yaratabileceği ekolojik felaketlerin somut bir örneği olarak karşımızda duruyor.








