Orta Doğu'daki sıcak gelişmeler ve küresel dengelerdeki değişim, Türkiye'yi stratejik bir hamle yapmaya itiyor. İngiliz yayın kuruluşu The Economist'in derinlemesine mercek altına aldığı haber, Türkiye'nin savaşın yarattığı ekonomik sarsıntıları uzun vadeli bir fırsata dönüştürme çabasını gözler önüne seriyor.
KRİZLERİ FIRSATA ÇEVİRME YOLUNDA
Savaşın tetiklediği yüksek enerji maliyetleri, enflasyonist baskılar ve sermaye çıkışları Türk ekonomisi üzerinde kısa vadede ciddi etkiler yaratsa da, Ankara bu durumu avantaja çevirmek için kolları sıvadı. İstanbul'u Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa arasında adeta bir köprü haline getirme hedefiyle yola çıkan hükümet, artan liman hacimleri, stratejik petrol hatları, savunma sanayii iş birlikleri ve Körfez sermayesini çekmeye yönelik vergi teşvikleriyle bölgenin yeni ticaret ve finans merkezi olmayı amaçlıyor. Bu strateji, özellikle İran ekonomisinde ciddi zararlara yol açan çatışmaların Orta Doğu genelindeki büyümeyi olumsuz etkilediği bir dönemde önem kazanıyor.
İSTANBUL YENİ TİCARET VE FİNANS MERKEZİ OLACAK
Hükümetin bu iddialı planı, İstanbul'un lojistik kapasitesini artırmaya odaklanıyor. Körfez'deki yavaşlayan ticari faaliyetlerin Türkiye'ye kaydırılması hedefleniyor. Nitekim, İstanbul limanlarındaki yük hacminin Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin ardından üç katına çıktığı, Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı üzerinden taşınan petrol miktarının da ağustos ayında nisana kıyasla üç katına ulaşmasının beklendiği belirtiliyor. Bununla birlikte, yeni kara yolu ve demir yolu koridorları oluşturularak milyarlarca dolarlık uluslararası yatırım çekilmesi planlanıyor. Hicaz Demiryolu'nun gelecekte Suudi Arabistan'dan ham petrol ve yolcu taşımacılığı için önemli bir alternatif olması öngörülüyor. Savunma sanayisi de bu büyüme stratejisinin kilit noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin silah ihracatında Almanya ile benzer seviyelere ulaştığı ve şubat ayından bu yana üç Körfez ülkesiyle yeni savunma iş birlikleri için müzakerelerin sürdüğü bildiriliyor. Ekonomik dönüşümün bir diğer önemli ayağı ise İstanbul Finans Merkezi. Hükümet, Körfez merkezli banka ve finans kuruluşlarının faaliyetlerini İstanbul'a taşıyarak bu bölgeyi uluslararası bir finans merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklamalarına göre, yaklaşık 40 Körfez bankası ve danışmanlık şirketinin İstanbul'da ofis açma seçeneği değerlendiriliyor ve mayıs ayında yabancı yatırımcılar ile finans kuruluşlarına yönelik yeni vergi teşvikleri yürürlüğe konuldu.
ZORLUKLAR VE BELİRSİZLİKLER
Ancak tablo tamamen pembe değil. Türkiye ekonomisi, savaşın neden olduğu enerji maliyetleri, sermaye çıkışları ve finansal baskılarla mücadele ediyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinde önemli bir düşüş yaşanırken, İran'daki savaşın başlamasının ardından yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarından en az 10 milyar dolarlık çıkış gerçekleştirdiği ifade ediliyor. Ayrıca Körfez'den ayrılan sermayenin önemli bir kısmının İstanbul yerine Miami, Milano, Londra ve Cenevre gibi uluslararası finans merkezlerini tercih ettiği belirtiliyor. Bu durum, Türkiye'nin stratejisinin başarısının büyük ölçüde bölgedeki güvenlik ortamının seyrine ve küresel yatırımcıların risk algısına bağlı olacağını gösteriyor.








