Bir mahkeme kararıyla, bir adada yaşayan yaklaşık 2 bin katır geyiğinin tamamının itlaf edilmesi planı onaylandı. Bu karar, bazı ada sakinleri ve avcılık gruplarının tepkisine neden oldu ve konu yargıya taşındı.

Geyiklerin adaya gelişi ve etkileri
Geyikler ilk olarak 1920'lerin sonunda veya 1930'ların başında av amacıyla adaya getirildi. Başlangıçta sadece 10 bireyden oluşan popülasyon, yıllar içinde hızla artarak bugünkü yaklaşık 2 bin sayısına ulaştı. Yetkililere göre, adanın doğal dengesi olmayan bu hayvanlar, bitki örtüsü ve su kaynakları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Doğal avcılarının bulunmaması nedeniyle kontrolsüzce çoğalan geyikler, yerli bitkileri, çalıları ve genç fidanları tüketerek adanın doğal yapısını değiştiriyor. Bu durum, yerli bitkilerin azalmasına ve yerini istilacı otlara bırakmasına, dolayısıyla erozyonun artmasına, su kaynakları üzerindeki baskının yükselmesine ve kurak dönemlerde yangın riskinin çoğalmasına yol açıyor.
İtlaf planı ve karşı çıkanlar
Geyik nüfusunu kontrol altına almak için yıllardır avcılık yapılsa da istenen sonuç elde edilemedi. Kısırlaştırma, doğum kontrolü veya başka bölgelere taşıma gibi öldürme içermeyen yöntemler de değerlendirildi ancak yaklaşık 194 kilometrekarelik adanın engebeli yapısı ve geyiklerin kalabalık sayısı nedeniyle bu yöntemlerin uygulanabilir olmadığı savunuldu. Bu gelişmeler üzerine California Balık ve Yaban Hayatı Dairesi, geyiklerin tamamen yok edilmesini öngören planı 2026'nın başında onayladı. Los Angeles Yüksek Mahkemesi, 3 Eylül'de planın ilk aşamasını durdurma talebini reddetti. Planın ilk etabında yaklaşık 200 geyiğin öldürülmesi öngörülüyor ve bu işlemin eğitimli ekiplerce karadan, ağırlıklı olarak akşam ve gece saatlerinde yapılması planlanıyor. Çalışmaların ilerleyen aşamalarında ise adadaki tüm geyiklerin itlaf edilmesi hedefleniyor. Yetkililer, bu adımın yerli bitki örtüsünün yeniden canlanması ve adanın doğal yapısının korunması için zorunlu olduğunu belirtiyor. Ancak plana karşı çıkanlar, binlerce hayvanın öldürülmesi yerine doğum kontrolü ve nakil gibi alternatif çözümlerin denenmesi gerektiğini savunuyor.







