DÜNYA
Yayınlanma : 26 Nisan 2026 08:53

Etna'nın 80 km altındaki sırrı çözüldü: Kadim magma paniğe yol açtı

Etna'nın 80 km altındaki sırrı çözüldü: Kadim magma paniğe yol açtı
Etna Yanardağı'nın lavlarının sırrı çözüldü: Yer altının 80 km altındaki kadim magma havuzundan beslendiği ortaya çıktı. Bu keşif, jeoloji literatürünü değiştirecek ve olası patlamalar için yeni öngörü yöntemleri sunacak.

Sicilya'nın ikonik Etna Yanardağı'nın sık ve çeşitli lav püskürtme eylemlerinin ardındaki jeolojik muamma, en son araştırmalarla aydınlatıldı. Bilim insanları, Etna'nın lavlarının kaynağının, yeryüzünün yaklaşık 80 kilometre derinliğinde, üst manto ile levha tabanı arasında sıkışmış kadim bir magma havuzu olduğunu ortaya çıkardı. Bu keşif, jeoloji literatüründe yeni bir dönemin habercisi olarak kabul ediliyor.

teknik yapı

Etna\

ETNA'NIN NADİR BESLENME KAYNAĞI

Genellikle levha hareketleri veya sıcak noktalarla ilişkilendirilen volkanların aksine, Etna'nın konumu bir dalma-batma bölgesinde yer almasına rağmen lavlarının Hawaii gibi sıcak nokta volkanlarıyla benzerlik göstermesi uzun süredir kafa karıştırıyordu. Ancak titiz lav örnekleri analizleri, son 500 bin yıldır Etna'nın magma bileşiminde herhangi bir değişim olmadığını gösterdi. Bu olağanüstü tutarlılık, yanardağın sürekli yeni magma üretmek yerine, derinlerdeki sabit ve köklü bir kaynaktan beslendiği tezini güçlendiriyor.

JEOLOJİ KİTAPLARI YENİDEN YAZILACAK

Araştırmacılar, Etna'yı kendine özgü beslenme mekanizması nedeniyle 'petit-spot' yani 'küçük nokta' volkanı olarak sınıflandırıyor. Afrika levhasının Avrasya levhasının altına doğru dalmasıyla oluşan muazzam basınç, yer kabuğunun derinliklerinde hapsolmuş antik magmanın çatlaklardan sızarak yüzeye ulaşmasına neden oluyor. Böylesine derin bir beslenme mekanizmasının Etna gibi devasa bir volkan bünyesinde gözlemlenmesi, bilim dünyasında büyük bir heyecan dalgası yarattı. Etna'nın eteklerinde milyonlarca insanın yaşamını sürdürdüğü düşünüldüğünde, bu 'derin sızıntı'nın anlaşılması, olası patlamaların daha doğru bir şekilde öngörülmesi açısından hayati önem taşıyor. Sızıntıdaki olası bir artış ihtimali ise bilim insanları arasında ciddi bir endişe ve paniğe neden olmuş durumda.