La Rinconada, deniz seviyesinden 17 bin feet (5.200 metre) yükseklikte, bulutların üzerinde yer alan ve 'Dünyanın en yüksek şehri' unvanına sahip bir yer. Ancak bu unvan, gururdan çok, sefaletin, kanunsuzluğun ve altın hırsının yarattığı bir kabusun ifadesi.
ÖLÜMCÜL DOĞA ŞARTLARI
Şehirdeki oksijen seviyesi normalin neredeyse yarısına inmiş durumda ve bu da irtifa hastalığına yol açıyor. İnsan vücudu, bu zorlu ortamda saniyeler içinde zayıflıyor. Tüm bu ölümcül koşullara rağmen, yaklaşık 50 bin insan, dağların derinliklerinde gizli altın madenleri için bu tehlikeli şehirde yaşamayı seçiyor.
KANUNSUZLUK VE SÖMÜRÜ DÜZENİ
La Rinconada'da tek tehlike oksijen eksikliği değil; bölge tamamen mafyanın ve çetelerin kontrolünde. Adını güvenlik nedeniyle gizleyen bir madenci, şehirdeki kanunsuzluğu şu sözlerle ifade ediyor: 'Burası tamamen kanunsuz bir yer. Maden kazaları, çete çatışmaları veya donarak ölümler nedeniyle burada neredeyse her gün insanlar ölüyor ve kimse bunun hesabını sormuyor.' Bu şehirdeki madencilik, 'Cachorreo' adı verilen acımasız bir sistemle işliyor. İşçiler, ayın 30 günü boyunca hiçbir ücret almadan çalışıyor ve ay sonunda sadece birkaç saat izin alarak, sırtlarında taşıyabildikleri kadar maden kayası çıkarıyorlar. Sonuç olarak, La Rinconada sadece ekstrem bir coğrafya değil, insanoğlunun servet ve şans uğruna neleri feda edebileceğinin somut bir örneği. Çöp dağlarının ortasında, kanalizasyon sisteminin bulunmadığı ve zehirli cıva buharlarının havaya karıştığı bu dondurucu And Dağları kasabası, modern dünyanın unuttuğu en büyük insanlık dramı olarak varlığını sürdürüyor.








