Tarihçiler, Mısır çöllerinin artık tüm büyük sırlarını tükettiğini düşünürken, Luxor yakınlarında yapılan sıradan bir tapınak kazısı, insanlık tarihinin en büyük arkeolojik keşiflerinden birine dönüştü. Çöl kumlarının altında, yüzyıllardır dokunulmamış devasa bir metropol yatıyordu: Firavun III. Amenhotep'in altın çağına ait 'Aten'in Doğuşu' şehri.

ŞOK EDEN KEŞİF: BİR METROPOL KUMUN ALTINDAN ÇIKTI
Arkeologlar, çöl ortasında garip çamur tuğladan duvarları takip etmeye başladıklarında, ilk başta küçük bir mezarlık ya da birkaç kil parçası bulmayı umuyorlardı. Ancak kazı ilerledikçe, kilometrelerce uzanan ve zikzak çizerek ilerleyen devasa duvarlar ortaya çıktı. Ünlü arkeolog Dr. Zahi Hawass liderliğindeki araştırmalar, bu yapının Mısır İmparatorluğu'nun en parlak dönemlerinden birine ait olduğunu doğruladı. Şehir, son derece gelişmiş bir şehircilik planlamasına, devasa yönetim binalarına ve geniş caddelere sahipti.
YAŞAM BİR SANIYE ÖNCE DONMUŞ GİBİYDİ
Şehrin içine girildiğinde araştırmacıları çok daha büyük bir gizem karşıladı. Evlerin içinde yaşam sanki bir saniyede donmuş gibiydi: Ocakların üzerinde duran yemek kapları, dokuma tezgahları, aletler ve zeminlere saçılmış değerli takılar tamamen bozulmadan günümüze ulaşmıştı. Her şey sakinleri tarafından sanki birkaç dakika sonra geri döneceklermiş gibi bırakılmıştı. Arkeolojik raporlar, şehir halkının hiçbir uyarı almadan, tüm eşyalarını arkalarında bırakarak burayı aniden terk ettiğini gösteriyordu. Bu aceleci kaçış, toplumu yerinden eden devasa ve ani bir gücün varlığına işaret ediyordu. Şehrin dış hatlarına doğru ilerleyen ekip, döneminin çok ötesinde bir sanayi kompleksiyle karşılaştı. Fırınlar, dev metal atölyeleri ve cam imalathaneleri neredeyse çalışır vaziyette korunmuştu. Bu bölge, doğrudan kraliyet saraylarına lüks ve gelişmiş el sanatları ürünleri sağlayan devasa bir üretim merkeziydi. Ancak bu ihtişamlı endüstrinin hemen yakınında, sığ bir mezarda dizleri iplerle sıkıca bağlanmış bir insan iskeleti bulundu. Adli antropologların incelemelerine göre bu kişi, standart Mısır gömme geleneklerinin tamamen dışında, gizlice ve şiddet dolu bir ölümün ardından buraya gömülmüştü. Bu korkunç ipucu, bu gelişmiş şehrin görkemli duvarlarının arkasında derin toplumsal çatışmaların ve hesaplaşmaların yaşandığını gösteriyordu. Tarihçiler, bu ani terk edilişin Mısır tarihinin en tartışmalı firavununun tahta çıkışıyla aynı döneme denk geldiğini belirtiyor. Eski tanrıları tamamen reddederek tek bir tanrıya inanmaya başlayan radikal firavun, imparatorluğun başkentini uzak bir bölgeye taşımaya karar verdi. Emir kesindi ve tavizsizdi; tüm şehir halkı evlerini, işlerini ve hayatlarını bırakarak bu zorunlu göçe katılmak zorunda kaldı. Mısır'ın 'Kayıp Altın Şehri', antik çağın sıradan işçilerinin, zanaatkarlarının ve saray bürokrasisinin günlük yaşamına dair ezber bozan veriler sunuyor.







