Bir zamanlar dünyanın en büyük göllerinden biri olarak haritalarda yer alan Aral Gölü, Sovyetler Birliği'nin pamuk üretimi odaklı dev sulama projeleri nedeniyle akıl almaz bir hızla yok oldu. Amu Derya ve Sir Derya nehirlerinin sularının tarıma yönlendirilmesiyle göle ulaşan su miktarı dramatik şekilde azaldı ve bugün gölün yüzey alanının yüzde 90'ından fazlası tarihe karıştı.

SU SEVİYESİ KRONİK OLARAK DÜŞTÜ
1960'lardan itibaren gözlenen su seviyesi düşüşü, 1980'lere gelindiğinde iki büyük nehri bile Aral Gölü'ne ulaşamaz hale getirdi. Bu talihsiz süreç, 1987'de devasa su kütlesinin kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmasıyla daha da belirginleşti. Günümüzde gölün büyük bir kısmı, geride geniş ve acımasız tuz düzlükleri bıraktı.

EKOLOJİK VE SAĞLIKSAL YIKIM
Suların çekilmesiyle birlikte limanlar ve balıkçı kasabaları kıyıdan kilometrelerce uzakta, adeta birer hayalet şehre dönüştü. Artan tuzluluk oranı, sayısız balık türünün neslinin tükenmesine yol açarken, göl yatağından kalkan tuz ve tarım kimyasalları, çevreleyen tarım alanlarını ve bölge halkının sağlığını da ağır bir şekilde tehdit etmeye devam ediyor.
UMUT IŞIĞI VE KALICI HASAR
Kazakistan'ın Kokaral Barajı'nı inşa etmesiyle Kuzey Aral Gölü'nde su seviyesinin bir miktar yükselmesi, bazı balık türlerinin geri dönmesine ve balıkçılığın kısmen canlanmasına vesile oldu. Ancak Özbekistan tarafında kalan Güney Aral Gölü'nün büyük bölümü geri dönülmez bir şekilde kurumuş durumda. Aral Gölü'nün bu dönüşümü, insan müdahalesinin doğal ekosistemler üzerindeki yıkıcı etkisinin en somut ve acı verici örneklerinden biri olarak hafızalarda yerini koruyor.







