DEMOKRASİ Mİ, CUMHURBAŞKANI ADAYI MI?

  • velx

Millet ittifakının kurulması ve çalışmalara başlamasının hemen ardından başlayan Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışması aynı sıcaklıkta sürüyor.

Aslında toplumun demokrasiyi tam olarak içselleştiremediğini gösteren bu durum siyasi parti çevrelerinde polemik konusu yapılmaya başlandı.

İlkesel olarak nasıl bir cumhurbaşkanı istendiği açık ve net olarak belirlenip kamuoyuyla paylaşıldıktan sonra ısrarla kitlelerin Cumhurbaşkanı adayı konusunu gündeme getirip isimler üzerinde değerlendirme yapmalarının sürece hiçbir katkısı olmadığı gibi haksız yere adı geçen kişiler yıpratılmış oluyor.

Medya kuruluşlarının bu konuda sıkça program yapmalarını anlamak mümkün de siyasi aktörlerin, özellikle de muhalif kişilerin bu konudaki ısrarını anlamak mümkün değil.

Bu durum iktidarın istediği ve muhalefet adaylarını yıpratmaya yönelik bir algı operasyonu.

Kaldı ki Millet ittifakı ve altılı masa bileşenleri her fırsatta güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçileceğini, cumhurbaşkanının yetkilerinin kısılacağını ve daha sembolik bir cumhurbaşkanı istediklerini söylemiyorlar mı?

Hem şu an uygulanan tek adam yönetiminden şikayetçi olacaksınız hem de Cumhurbaşkanına aynı oranda güç ve görev verilecekmiş imajı yaratacaksınız.

Avrupa standartlarında bir demokrasi ve buna bağlı hak ve özgürlükler vadedeceksiniz, Avrupa konseyinin belirlediği ölçülerde bir hukuk sisteminden söz edeceksiniz ama “cumhurbaşkanı adayı kim olacak” şeklinde bir tuzak soruda enerjinizi tüketeceksiniz.

Tüm bunları söylerken sakın ola altılı masayı eleştirdiğim sanılmasın.

Yaklaşık bir yıldır altılı masa liderleri ve kurmaylar çok titiz bir çalışma yapıyorlar, haklarını teslim edelim.

Eksik olan yaptıkları bu anlamlı çalışmayı topluma yeterince doğru anlatamıyorlar.

Bu konuda da en önemli görev taşra örgütlerine düşüyor.

Ancak merkezde yapılan bu çok değerli çalışmalar ne yazık ki, il ve ilçe örgütlerince tabana yayılmıyor.

 

Yani daha doğru bir deyişle örgütler mirasyedi gibi davranıyorlar.

Oysa sonuç alıcı çalışmaların tabanda ve taşra örgütlerinde yapılması gerekiyor.

Mutfakta hazırlanan yemek ne kadar güzel ve doyurucu olsa da bunun sunumu bir o kadar ve hatta daha önemlidir.

Kuşkusuz muhalif partiler yaptıkları mitinglerle, toplantı ve ziyaretlerle toplumu canlı tutmaya, oluşan heyecanı sürdürmeye çalışıyorlar.

Ama seçim sandıkta ve seçmenlerle kazanılır.

Seçmene en yakın olanlar da il, ilçe örgütleridir.

Bu nedenle asıl sonuç alıcı çalışma tabanda yapılandır ve giderek zaman da kısalıyor.

En geç yedi ay sonra yapılacak bir seçim için mutfakta hazırlanan projeler ve sosyal politikaların aynı söylem ve yöntemlerle halka ulaştırılması gerekiyor.

Seçim ortamına girildiği şu günlerde yetkili konumda olan muhalif siyasetçilerin her zamankinden çok daha dikkatli davranmaları, iktidara malzeme olacak hatalar yapmaktan özenle kaçınmaları gerekiyor.

Açık söylemek gerekirse başından beri çizilen Cumhurbaşkanı adayı profiline en yakışan kişi bana göre de Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Şimdilerde bir “kazanacak aday” söylemi almış başını gidiyor.

Ekonomik ve sosyal alanda bu kadar çok hata yapan ve hatta artık ülkeyi yönetemez konuma gelmiş bir Erdoğan alternatifi karşısında ciddi bir yanlış yapılmadıktan sonra inanın kim olsa kazanır.

Sorunu tam da Erdoğan’ın istediği gibi Cumhurbaşkanı adayına indirgemek bir yandan gereksiz kısır tartışmalara neden olduğu gibi diğer yandan da zaman ve enerji kaybına neden olmaktadır.

Bir diğer önemli konu yeni oluşacak iktidarın tüm toplumu kucaklayacak, kapsayacak bir anlayışta olması gerekir.

 

O yüzden kırmızı çizgilerle, kişisel ya da grupsal çıkar hesapları ve de komplekslerle bu sürece zarar vermeye kimsenin hakkı da lüksü de olmaması gerekir.

 

Son günlerde HDP üzerinden yapılan tartışmaların kimseye yararı olmayacağı gibi sonunda tüm kesimlerin bu ülkede bir Kürt realitesi olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklarını düşünüyorum.

 

Özellikle de ilk tur oylamada seçilecek bir cumhurbaşkanı adayını belirlerken altılı masa bileşenleri dışındaki toplumsal muhalefetin görüş ve hassasiyetlerinin dikkate alınması gerekiyor.

 

Her fırsatta HDP’yi terör örgütleriyle ilişkilendiren, HDP’ yle görüşenleri neredeyse terörist olarak yaftalayan iktidarın elinden bu kozu almanın yolu, anayasal bir kuruluş ve mecliste temsil edilen bir siyasi parti olarak HDP ile doğrudan iş birliği yapmaktan geçiyor.

Kaldı ki HDP an itibariyle meclisteki üçüncü büyük parti olmanın yanında güç birliği yaptığı bileşenleriyle birlikte yaklaşık yüzde 15 oy oranına sahip ülkenin en dinamik partisidir.

 

Kazandıkları belediyeleri kayyuma devretseniz, belediye başkanlarını cezaevlerine atsanız, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırsanız, yöneticilerine ve üyelerine her türlü baskıyı uygulasanız da bu gerçeği kabul etmek zorunda kalacaksınız.