YAŞAM
Yayınlanma : 05 Nisan 2026 04:21

Miras ve aile hukuku: Eşini kaybedenler için kritik haklar göz ardı ediliyor

Miras ve aile hukuku: Eşini kaybedenler için kritik haklar göz ardı ediliyor
Avukat Ahmet Çağrı Karaca, eşini kaybedenlerin miras haklarını tam olarak kullanabilmesi için mal rejimi tasfiyesi ve katılma alacağı gibi hukuki süreçlerin önemini vurguladı. Yanlış bilinen doğrular nedeniyle mağduriyetlerin yaşanabildiğin

Avukat Ahmet Çağrı Karaca, miras ve aile hukuku alanında sıkça karşılaşılan yanlış anlaşılmalar ve göz ardı edilen haklar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Karaca, sağ kalan eşin miras üzerindeki hakkının, doğru hukuki adımlar atılmadığında önemli ölçüde azalabileceğini vurguladı.

sempati mobilya

MAL REJİMİ TASFİYESİNDEKİ ÖNEM

Karaca'ya göre, eşini kaybeden bir bireyin miras üzerindeki hakkı, mal rejimi tasfiyesi talep edilip edilmemesine göre büyük farklılıklar gösteriyor. Doğru hukuki süreç izlendiğinde, sağ kalan eş mirasın yüzde yetmiş beşe varan bir kısmına hak kazanabilirken, bu talep yapılmadığında oran yüzde yirmi beşe kadar düşebiliyor. Bu durum, birçok kişinin mağduriyetine yol açıyor.

MİRASÇILIK BELGESİNİN YETERSİZLİĞİ

Avukat Ahmet Çağrı Karaca, mirasçılık belgesi almanın tek başına yeterli olmadığını belirtti. Mirasçılık belgesinin, miras üzerindeki payı gösteren gerekli bir belge olduğunu ancak ondan önce, evlilik süresince edinilen malların bir kısmının zaten kişiye ait olduğunu hatırlattı. Türk Medeni Kanunu'na göre ölümün evlilik birliğini ve mal rejimini sona erdirdiğini belirten Karaca, öncelikle 'katılma alacağı' adı verilen ve kişiye zaten ait olan payın hesaplanması gerektiğini, ardından kalan miktar üzerinden miras paylaşımının yapılacağını ifade etti. Bu iki adımın sıklıkla karıştırıldığını veya birincisinin hiç atlanmadığını söyledi. Karaca, çocuksuz bir senaryoda 4 milyon TL'lik bir mal varlığında, mal rejimi tasfiyesi yapılmazsa 2 milyon TL alınırken, tasfiye ile bu rakamın 3 milyon TL'ye çıkabildiğini rakamlarla örneklendirdi. Çocuklu senaryoda ise farkın daha da çarpıcı hale geldiğini, başlangıçtaki yüzde yirmi beşlik payın, tasfiye ile yüzde altmış yedi buçuğa yükselebildiğini belirtti. Bu büyük farkın gözden kaçmasının temel nedeninin, 'mal paylaşımının sadece boşanmada olduğu' yönündeki yaygın yanlış kanı olduğunu, oysa kanunun boşanma ve ölümü mal rejimini sona erdirme açısından aynı şekilde ele aldığını sözlerine ekledi. Yas sürecindeki insanların aceleci davranmasının da bu hakların kaybedilmesine veya ileride davaya dönüşmesine neden olabildiğini belirtti. Karaca, son olarak mirasçılık belgesi alınmadan önce veya en geç miras taksimi yapılmadan önce, mal rejiminden kaynaklanan alacakların ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini, bunun bir tercih değil, talep edildiğinde teslim edilen hukuki bir hak olduğunu vurguladı.