Avrupa'nın büyük ekonomilerindeki mali disiplinsizlik, siyasi krizler ve artan jeopolitik gerilimler, euroyu küresel piyasalarda baskı altına alarak dolar karşısında önemli bir değer kaybına yol açtı. Bu durum, 2012 yılındaki Euro Bölgesi borç krizinin yankılarını yeniden gündeme getirdi.

Fransa'daki kriz euroyu vurdu
Euro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisi olan Fransa'dan gelen endişeler, euronun zayıflamasındaki en önemli etken olarak öne çıkıyor. Fransa'nın kamu açığının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 5,8'e ulaşarak Avrupa Birliği'nin (AB) yüzde 3'lük sınırını aşması ve ülkenin toplam borç stokunun tarihi zirveye ulaşması, yatırımcıların güvenini sarstı. Fransa'nın 10 yıllık devlet tahvili getirilerinin yüzde 5 sınırına dayanması, 2002'den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaştı. Fransa ile Almanya arasındaki borçlanma maliyetleri arasındaki fark da 2012 borç krizinden bu yana en geniş seviyesine çıktı.
Küresel piyasalarda doların güvenli liman etkisi
Küresel tahvil piyasasındaki dalgalanmalar, Orta Doğu'daki gerilimlerin beslediği yüksek enerji maliyetleri ve süregelen enflasyonist baskılar, euro üzerindeki değer kaybı eğilimini güçlendirdi. Ocak ayında 1,21 seviyesindeki zirvesinden bu yana düşüş trendinde olan euro/dolar paritesi, 1,11 seviyesine kadar gerileyerek Mayıs 2025'ten bu yana en düşük seviyesini gördü. Analistler, euronun zayıflamasının sadece doların gücünden değil, doğrudan Fransa'daki mali ve siyasi sorunlardan kaynaklandığını belirtiyor. Euro Bölgesi'ndeki parçalanmış ulusal finans piyasaları yapısı, bölgeyi bu tür şoklara karşı savunmasız bırakıyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise artan borç riski ve ekonomik yavaşlama endişeleri nedeniyle faiz artışı beklentilerini aşağı yönlü revize etmek zorunda kaldı. Uzmanlar, yapısal sorunlar çözülmediği ve siyasi tansiyon düşmediği sürece euro üzerindeki satış baskısının sürmesini öngörüyor.







