Taklamakan Çölü'nün etrafını saran, 3 bin 46 kilometrelik devasa bir yeşil kuşak projesi, son fidanların dikilmesiyle tamamlandı. Bu kapsamda PNAS dergisinde yayınlanan ve 25 yıllık uydu ile saha verilerine dayanan bir araştırma, projenin sadece çölleşmeyi önlemekle kalmadığını, aynı zamanda ağaçlandırılan kenarlarının atmosfere salınandan daha fazla karbondioksit emdiğini ortaya koydu.

DEV YEŞİL KUŞAK PROJESİ NASIL HAYATA GEÇİRİLDİ?
Dünyanın en zorlu coğrafyalarından biri olarak kabul edilen Taklamakan Çölü, 337 bin kilometrekarelik alanı ve %95'i hareketli kumullardan oluşan yapısıyla biliniyor. Çin'in 1978'de başlattığı "Büyük Yeşil Duvar" programının bir parçası olan bu koridor, ilerleyen kumulların yerleşim yerlerini ve kritik altyapıyı tehdit etmesini engellemek amacıyla inşa edildi. Projenin en zorlu kabul edilen ve fidanların kuruma riski taşıyan son 285 kilometrelik bölümü, yoğun yenileme ve bakım çalışmalarının ardından ana hatla başarıyla birleştirildi. Bu büyük çabanın sonucunda, ülke genelindeki orman örtüsü %10'dan %25'in üzerine çıkarıldı.
BEKLENMEYEN EKOLOJİK ETKİLER NASIL TESPİT EDİLDİ?
Projenin birincil amacı kumul hareketini durdurmak olsa da, 25 yıllık izleme verileri beklenmedik bir ikincil ekolojik faydayı gözler önüne serdi. Temmuz ve eylül ayları arasındaki yağışlı dönemde aktifleşen bitki örtüsü sayesinde, çöl üzerindeki karbondioksit seviyesinde dikkate değer bir düşüş gözlemlendi. Ölçümler, karbondioksit seviyesinin ortalama 416 ppm'den 413 ppm'e gerilediğini gösterdi. NASA ve Caltech'ten araştırmacı Yuk L. Yung, bu çalışmanın, insan müdahalesiyle en kurak bölgelerde dahi biyolojik karbon tutulumunun artırılabileceğini somut olarak kanıtladığını belirtti.
GELECEĞE YÖNELİK SU YÖNETİMİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ZORLUKLARI
Bu yeşil kuşağın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi, mevsimsel yağışların yanı sıra akıllı su yönetimine de bağlı. Yıllık yağış miktarının son derece düşük olduğu Taklamakan Havzası'nda, ağaçların kurumaması için sel sularının ve nehir yataklarının yapay yollarla bu hatlara yönlendirilmesi kritik önem taşıyor. Ancak sınırlı yeraltı suyu kaynakları, bu devasa sistemin gelecekteki en önemli teknik sınaması olarak öne çıkıyor.







