Türkiye'de bankacılık sektöründe, 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Küresel belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin etkili olduğu 2026 yılında, Merkez Bankası'nın (TCMB) dezenflasyon hedefleri doğrultusunda makroihtiyati tedbirler devreye sokuldu. Bu adımlarla Türk lirasına geçiş teşvik edilirken, kredi büyümesinin enflasyonla uyumlu seviyelerde tutulması amaçlandı.
Kredi politikalarında sıkılaşma
Programın ilk adımları ocak ayında atıldı. Yabancı para (YP) kredilere getirilen büyüme sınırları daha da sıkılaştırılırken, tüketici kredili mevduat hesapları (KMH) limitlerinde de benzer düzenlemeler yapıldı. Mart ayında kredi büyümesine dayalı zorunlu karşılık uygulamasında istisnalar daraltıldı. Mayıs sonunda ise bireysel ve ticari kredilerde kredi büyüme sınırları aşağı çekildi. YP ticari kredi artışı, bu sıkılaştırmaların etkisiyle yüzde 11,2'ye kadar geriledi. Ayrıca, TL cinsi yurt dışı repo ve krediler için zorunlu karşılık oranları artırıldı.
TL mevduat ve kur korumalı mevduat stratejisi
Program döneminde kredi faizleri, TCMB'nin politika adımlarıyla paralel bir seyir izledi. Fonlama maliyetlerindeki artış, hem ticari hem de bireysel kredi faizlerine yansıdı. Ticari kredi kompozisyonu, YP kredi büyümesindeki kısıtlamalar nedeniyle Türk lirası lehine gelişti. Reel sektörün borçluluğu ve finansal kaldıraç oranı tarihi ortalamaların altında kalırken, YP krediler büyük firmalarda yoğunlaştı. Makroihtiyati düzenlemeler hanehalkı borçluluğunu dengelerken, bireysel kredi kartı ve KMH büyümesi yavaşladı. Hanehalkı varlıklarında TL mevduat tercihi öne çıktı. Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasında ise gerçek ve tüzel kişiler için hesap açma ve yenileme işlemleri sonlandırılarak bu bakiyeler tamamen sıfırlandı. Bu stratejiyle, toplam mevduat içinde TL mevduatın payı yüzde 61,5'e yükseldi.








