DÜNYA
Yayınlanma : 28 Nisan 2026 08:40

700 yıllık mezardan çıkan korkunç gerçek: 'Et yiyen bakteri' sanılandan çok daha eskiymiş

700 yıllık mezardan çıkan korkunç gerçek: 'Et yiyen bakteri' sanılandan çok daha eskiymiş
700 yıllık mumyadan çıkan DNA, 'et yiyen bakteri' olarak bilinen Streptococcus pyogenes'in sanılandan çok daha eski olduğunu ortaya koydu. Bu keşif, hastalığın Amerika'ya sömürgecilerle geldiği teorisini çürütüyor.

İtalya'daki Eurac Research Mumya Araştırmaları Enstitüsü'nün Bolivya'nın yüksek platolarındaki antik cenaze kulelerinde yaptığı çalışmalar, insanlık tarihine dair bilinenleri kökten sarsacak bir keşfe imza attı. 13. yüzyılda yaşamış genç bir erkeğe ait mumyanın dişlerinden alınan DNA örnekleri, günümüzün en korkutucu hastalıklarına yol açan A Grubu Streptokok bakterisinin tam genomunu ortaya çıkardı.

teknik yapı

700 yıllık mezardan çıkan korkunç gerçek: \

TARİH YENİDEN YAZILIYOR: KIZIL ATEŞİN KÖKENİ NE?

Boğaz enfeksiyonlarından kızıl ateşe, hatta ölümcül 'et yiyen bakteri' sendromuna neden olan Streptococcus pyogenes'in bir arkeolojik kalıntıda ilk kez tespit edilmesi, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Bu bulgu, bugüne dek kabul gören 'boğaz ağrısı ve kızıl ateş gibi hastalıkların Amerika'ya sömürgecilerle geldiği' yönündeki teoriyi tamamen çürütüyor. 700 yıllık bu antik bakteri varyantının, günümüzdeki modern suşlarla şaşırtıcı derecede benzerlik göstermesi ise olayın vahametini artırıyor.

ANTİK DÜNYADA SESSİZ BİR SAVAŞ

Yapılan derin DNA analizleri, bu antik varyantın diğer soylardan yaklaşık 10.000 yıl önce ayrıldığını ortaya koydu. Bu tarih, insanların And Dağları'na ilk yerleştiği dönemle örtüşüyor. Bu da, insanoğlunun bu ölümcül patojeni ya kendiyle birlikte getirdiğini ya da bölgedeki vahşi hayvanlarla temas sonucu binlerce yıl önce tanıştığını gösteriyor. Genetik dedektifler, kemik analizleriyle genç adamın hayatına dair hüzünlü detaylara da ulaştı: Kafatası modifikasyonu taşıyan, beslenme durumu ortalamanın altında, bağışıklık sistemi zayıflamış ve nüfus yoğunluğunun fazla olduğu bir dönemde yaşayan bu genç adam, bakterinin yayılması için adeta biçilmiş kaftan olmuş. Araştırmanın ortak yazarı Frank Maixner'in de belirttiği gibi, bu keşif tamamen bir tesadüf eseri gerçekleşti. Mumyaları incelerken sadece insan genetiğine değil, içlerindeki mikroorganizmalara da odaklanılması, sömürge öncesi Amerika'da iklimin soğuduğu aylarda, tıpkı günümüzde olduğu gibi antik toplumların da salgınlarla mücadele ettiğini kanıtlıyor.