BODRUM ÖZEL Haber Girişi : 09 Ocak 2022 14:48

Feyha Karslı: Kıyılarda haksız ve hukuksuz uygulamalar devam etmekte

Bodrum’da yaşanan kıyı işgalleri güncelliğini korumakta.  Feyha Karslı ise Bdrum’un ağır ve geri dönüşümsüz sonuçları olacak bir sorunla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor

Dosya: Kentleşen Bodrum Hazırlayan: Selçuk Arslan 
 

EGE ALTERNATİF-  Özellikle Korona virüsü nedeniyle de hız kazanan yapılaşma süreci ve büyük firmalarca mega projelerin hayata geçtiği Bodrum’da kıyılar, deniz, koylar ve birlikte tüm doğa, tarih, kültür değerleri, havası, suyu, toprağı, canlı cansız tüm varlıkları yok ediliyor, talan ediliyor, yağmalanıyor, işgal ediliyor. 

 


Bodrum’un kıyılarında; işletmeler ve şahıslar tarafından kıyı işgallerinin yıllardır artarak sürdüğü ve vatandaşların Anayasal hakkı olan kıyıların kullanılmasında engellerle ve sorunlarla karşılaştıkları ve pek çok kıyı şeridinin Bodrumlular tarafından bu işgaller sebebi ile kullanılamadığı Bodrumluların ve yerel ve merkezi yönetimin zaten bildiği bir gerçektir.

 


Yine kamuoyu tarafından dile getirilen şikayetlere, işgallerin kaldırılmasına dair yapılan başvurulara, kesinleşmiş mahkeme kararlarına rağmen, yerel ve merkezi yönetim tarafından işgalleri önlemeye, kaldırmaya yönelik hiçbir adım atılmamış, kalıcı bir çözüme kavuşturulmamıştır.

 

 

BODRUM’UN MAVİSİ BETONA DÖNÜŞTÜ 


Hızla gelişen bu süreçte Bodrum mimarisinden Bodrum mavisinden, mandalina bahçelerinden bahsetmek neredeyse imkansız atık. Bu yoğun yapılaşma süreci nihayetinde Bodrum’un tüm kıyılarının özel mülk olarak tahsis edilmesi süreciyle sonuçlanmış durumda. 


Bu bağlamda Bodrum’daki yapılaşma sürecinin Bodrum kıyılarındaki tahribatını, işgallerini masaya yatırdık. Sorularımızı yanıtlayan isim ise Bodrum Kent Konseyi Kıyı Komisyonu Üyesi Feyha Karslı oldu. Karslı, “Kıyıda olanları konuşurken doğaya, kent yaşamına bütüncül bakmalıyız” diyor. Kıyılardaki işgallerin sürdüğü ifade eden Karslı, “Kıyıların işgali artarak devam etmektedir ve kıyının,  denizin doğal yapısını bozan uygulamaları çok daha yoğun olarak görüyoruz artık” dedi. Bodrum Kent Konseyi Kıyı Komisyonu Üyesi Feyha Karslı ile yaptığımı röportajın tamamı ise şöyle: 


1)    Öncelikle Bodrum’da yaşanan ve tespit ettiğiniz kıyı konusundaki en büyük sorun nedir?


Kıyıların doğal yapısının bozulması, kıyı/deniz kirliliği, kıyı ve denizde ekolojik dengenin bozulması, kıyıların işletmeler/şahıslar tarafından işgal edilerek fiili olarak ve yasalara aykırı olarak kamunun erişimine ve kullanımına kapatılmış olması. Bunların yarattığı doğa tahribatı ve hak ihlallerini birbirinden daha az önemde değil ve ayrı düşünmemeliyiz. Sorunuza cevabım belirtiklerimin hepsi ve dahası Kıyıda olanları konuşurken doğaya, kent yaşamına bütüncül bakmalıyız. Bodrum kıyılarında yapılaşma, kıyıya yapılan dolgu, denize çakılan iskele, denizin ve kıyının doğal yapısını bozan, değiştiren her işlem ekolojik dengenin bozulmasına, çevre kirliliğine, canlı yaşamının yok olmasına ve yeryüzünde muhakkak bir adaletsizliğe, eşitsizliğe neden oluyor. Ve neticede tüm canlıların eşit ve barış içinde var olacağı sürdürülebilir yaşam ve kentler insan eliyle ortadan kaldırılıyor. 


2)    Bodrum’da son yıllarda ciddi bir talep var ve yapılaşma da artmış durumda. Yaşanan bu gelişmelerin kıyılara olan etkisi nedir sizce?

 

Kıyıların işgali artarak devam etmektedir ve kıyının, denizin doğal yapısını bozan uygulamaları çok daha yoğun olarak görüyoruz artık. Kent Konseyi Kıyı Komisyonu olarak 2019 yaz aylarında yapılan fiili tespit ve çalışmanın raporu 2019 son ayında yerel yönetim ve kamuoyu bilgisine aktarılmıştı – ki bu durum zaten herkesin bilgisinde ve gözü önündedir. (http://bodrumkentkonseyi.org/page.php?id=89). Ama  kıyıların son durumunda hepimizin de gördüğü gibi 2019 dan bu yana açıkta kalan boşluklar da işgal edilerek, doğal yapıyı bozacak haksız ve hukuksuz uygulamalar devam etmektedir. 

 

31.12.2017 tarihinden önceki yapıları kapsayan İmar barışının kıyılardaki yapılaşmaya getirdiği olumsuz etkiler de çok fazladır. Kıyılardaki haksız ve kaçak yapılaşmaya yapı kayıt belgesi verilmesi anayasa ve yasalara aykırı olarak değerlendiriyoruz. Zaten bu konuda lehte kararlar da alınmaya başlandı. Muğla 1. idare Mahkemesi Bo viera projesinde denizde ruhsatsız dolgu alanıyla ilgili alınmış yapı kayıt belgesinde bir karar verdi; Kararın gerekçesinde, Anayasanın 43. Maddesinde bulunan “Kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yaralanmada öncelikle kamu yararı gözetilir “ kuralı yer alıyor. 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 6. Maddesinde de “kıyı herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz, duvar, çit, hendek, tel örgü, parmaklık, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz” hükmüne yer veriliyor. Deniz yüzeyinde kalan bir yerde ise yeniden yapı yapılması ve yerin kentsel  dönüşüme girip burada planlı bir şekilde yeni bir yapı veya yapılar yapılması söz konusu olmayacağına göre, bu alanda yapılan yapı için 7143 sayılı yasa ile eklenen 3194 sayılı yasanın geçici 16. Maddesi  kapsamında, davacının internet üzerinden salt beyanı doğrultusunda temin ettiği yapı kayıt belgesinin ÖZEL STATÜ  İLE KORUNMAKTA OLAN  ALANDAKİ YAPIYI RUHSATLANDIRARAK  KORUMA ALTINA ALACAĞI ANLAMINA GELMEYECEKTİR. AKSİ HALİN KABULÜ KORUNMASI GEREKEN DENİZ VE SAHİL YÜZEYLERİNİN YAPILAŞMASINA YOL AÇACAKTIR. Anayasa ve yasa hükümleri, kıyı alanlarında kesin yapı yasağı bulunduğuna ve yapı kayıt belgesi alarak korunmasının söz konusu olamayacağına işaret ediyor.

 

 


“KIYILAR KESİNLİKLE ÖZEL MÜLKİYETE KONU OLAMAZ”    

 

3)    Bodrum’da birçok kıyının özel mülk adı altına halka kapatıldığını görmekteyiz.  Bunun nedeni sizce nedir? Ve bu nasıl önlenebilir?

 

Kıyılar kesinlikle özel mülkiyete konu olamaz. bir önceki soruda da bundan bahsettik. Devletin buradaki yetki ve sorumluluğu da denetim, gözetim ve koruma ile sınırlıdır. Anayasa ve yasalarla kıyıların halka açık olduğu, eşitlik ilkesi kapsamında kullanma koruma dengesinin gözetilerek kullanılabileceği güvence altına alınmıştır. Ama Bodrum kıyılarında Anayasa ve yasalar hükümsüz kalmıştır.

 

Bunun nedeni öncelikle bazı noktalarda yasa ve denetim mekanizmalarının olmaması, bazen yetersizliği bazen de yasaların uygulanmaması, denetim ve cezai müeyyidelerin uygulanmamasıdır. Kıyılarla ilgili yerel yönetim, merkezi yönetim, bakanlıklar arasında farklı yetki ve sorumluluk alanlarının yarattığı karmaşa ve mevzuatın dağınıklığı da bu durumu ağırlaştırmaktadır. Merkezi yönetimin karar süreçlerinde katılım mekanizması hiçbir şekilde yoktur. Kıyılarda birçok farklı alan ve uygulama yerel yönetim ve yaşayanların bilgisi haberi olmadan merkezi yönetici tarafından kararname ile alınabilmektedir. Katılımcı yönetim açısından yerel yönetim tarafında da olumlu yaklaşım bazen olsa bile sonuçsuz kalmaktadır. Kıyılarda yaşadığımız talan ve yağmayı, haksız hukuksuz işgali, dağlara, ormanlara, derelere, tüm doğaya, tarihe, kültüre, dile, insan ve diğer canlılara yönelik hak ihlalinden ayrı değerlendiremeyiz. Bir ülkede hukukun üstünlüğü ve hukuk herkes için eşit olduğunda demokrasi ve adalet olur. 

 

Bunun önlenmesinin tek koşulu doğayı kıyısıyla, dağıyla, toprağı, havası suyuyla istediğimiz gibi tüketecek bir kaynak olarak görmeyen anlayıştır. Bu anlayışın yaşamımızda her alanında olmasıdır. Bugün insan eliyle yarattığımız iklim krizi, yok ettiğimiz su kaynakları, çevre kirliğinin yarattığı sağlıksız yaşam alanları neticesinde tüm canlıların eşit, özgür, sağlıklı yaşam imkanı ortadan kaldırılmıştır. 

 

“BODRUM AĞIR VE GERİ DÖNÜŞÜMSÜZ SONUÇLARI OLACAK BİR SORUNLA KARŞI KARŞIYA” 

 

4)    Bodrum kıyılarını bekleyen tehlike nedir?

 

Doğal yapısının bozulması, çevre kirliliği, canlı yaşamının son bulması, o güzel doğal kıyı ve denizin fotoğraflarda kalması ve ekosisteme olumsuz etkileri diye başlayıp devam edeyim. 

 

Ekolojik dengeyi de bozan uygulamalarla sadece Bodrum’u değil yeryüzünde yaşamı da yok ediyoruz. Bodrum’u ne dünyadan, ne iklim krizinden ayrı düşünmemeliyiz. Ama kısa vadede Bodrum’un bir turizm kenti olduğunu; ekonomisinin en büyük kısmını doğal, tarihi, kültürel değerleri vasıtası ile elde ettiğini düşünürsek bu değerlerin yok olması ile ağır ve geri dönüşümsüz sonuçları olacak bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Tabi bu durumu Bodrum’da uygulanmak istenen doğal, kültürel, tarihi alanlarda birçok talan, yağma ve yıkım projelerinden de bir diğer deyişle Kent suçlarından ayrı tutamayız. Çevre yolu gibi, çarpık kentleşme gibi, yok olan mimari yerel değerler, arkeolojik alanlara iş makinalarıyla girmek gibi ..


Bu sebeple bu durum sadece Bodrum kıyılarını değil; Bodrum’un yaşamını bekleyen tehlikedir. Hukuksuzluk, eşitsizlik olduğu zaman toplumsal huzur ve barış zedelenir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama olanaklarını yok ettiğiniz vakit en temel insan haklarından birini yok etmişsinizdir. Bu da elbette ekonomik ve sosyal eşitsizliğe yol açacaktır. 

 


5)    Şu ana kadar tespit ettiğiniz veya hakkında mahkeme kararı olan işgal edilmiş kaç tane kıyı var? Ve bunlar hangi  şirket veya sitelerin denetiminde?

 

Meslek örgütleri, dernek ve vakıflar bu konuda yasal olarak mücadele ediyorlar. Bu konuda sayı, isim veremem. Haberimiz, bilgimiz olduğunda ilgili kurumun yanında olarak kamuoyu ile paylaşıyoruz.  

 

“TALİMAT VERİLDİĞİ HALDE YAKIN ZAMANA KADAR BİR GELİŞME OLMADI”

 

6)    Gündoğan’da bulunan Casa Costa Oteli iskelesi hakkında da mahkeme kararı alınmıştı. Yıkım kararı sonrası son durum nedir? Yıkım gerçekleşti mi?

 

İşletme kamu yararına yapılan dolguyu işgal etmiş, üzerine ruhsatsız işletmeler, kaçak yapılar tesis ederek kamuya kıyıyı kapatarak ,aynı zamanda haksız kazanç elde ederek yıllardır işgalci konumundaydı. Ceza davası sonucunda bilirkişi raporlarıyla da bu durum tespit edilmişti.  Milli Emlak müdürlüğünden gereği için Bodrum Belediyesine talimat verildiği halde yakın zamana kadar bir gelişme olmadı.

 

7)    Yine  kıyılardaki müdahaleler deniz eko sistemi açısından ne gibi zararlar oluşturmakta?  Bu zararlar Bodrum doğal bitki örgüsüne ne gibi zararlı etkiler bırakmakta?

 

Mesela Gündoğan Bo viera  projesi ile ilgili davada Bilirkişi raporunda, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanlığı’ndan alınan raporda “ konu alanda yapılan çalışmalar sebebiyle parsellerin deniz cephesi boyunca yaklaşık 20 mt. Derinliğe kadar karadan malzeme  dolduğu ve deniz dibinde kıyı ekosisteminde önemli yer kaplayan deniz çayırlarının yaşam alanlarının engellendiği tespit edilmiştir “ olarak belirtilmiştir.


Bu konu Bodrum Kent Konseyi olarak projenin ÇED İDK’ na ilettiğimiz itirazlarımızda da belirtilmiştir.  Kıyı düzenlemesi adı altında kıyının doğal yapısını bozan her tür müdahale ekolojik dengenin bozulmasına, çevre kirliliğine neden olmaktadır. Kıyıya dökülen muhtelif malzemelerin denize karışmasıyla, yapılan inşaii faaliyetler sebebiyle bozulan / yok olan yuvalar ve azalan deniz canlısı popülasyonu olduğunu biliyoruz. Ancak bunlar yasal süreçlerde bilirkişiler tarafından tespit edilebiliyor. Ama geri dönüşü olmayan bir tahribat oluşmuş oluyor. Yokoluş diyebiliriz. 


“MEGA PROJELER KENTLER VE TOPLUM ÜZERİNDE DE MEGA ETKİLER YARATACAK PROJELER OLUYOR”

 

8)    Kıyılara zarar veren mega projelere ilişkin değerlendirmeleriniz nelerdir?


Son 10-15 yıldır hayatımıza hızla giren Mega projeler kentler ve toplum üzerinde de mega etkiler yaratacak projeler oluyor. Kanal İstanbul, İstanbul 3. köprü gibi. Böyle bir neticesi olduğu için de karar süreçlerinin farklı aktörlerin olduğu katılımcı ve şeffaf ilerleyen demokratik süreçten geçerek gerçekleşmesini beklerim.  Şimdiye kadar izlediğimiz projelerde çevre kirliliği, ekolojik dengenin  bozulması,  doğanın tahribatı ….ile birlikte hukuksuz,  haksız ve katılımcı, şeffaf karar süreçlerinden geçmeden  uygulanması, denetimsiz, cezasız kalmasının katılımcı ve eşitlikçi demokrasi  için olumsuz olduğunu düşünüyorum. 
Bodrum açısından da şu anda hatırladığım; Pina Yarımadası, Usuluk Tabiat Parkı ve kıyı şeridi, Cennet koyu, Aspat koyu, Kızılburun mega projelerle talan edildi diyebiliriz. Bodrum çevre yolu, Ortakent projesi de Bodrum için mega yıkım yaratacak mega projelerdir.  

 

 

“BİZİMLE PAYLAŞILMIŞ BİR POLİTİKA, BİLGİ YOK”

 

9)    Yerel yönetimin kıyı politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

7 Eylül 2020 tarihinde Bodrum Kent Konseyi kıyı komisyonu olarak bir toplantı yaparak basına ve kamuoyuna 2019 yerel seçimleri ile başlayan ve devam eden süreçle ilgili bilgilendirme yapmıştık. O toplantıda bu sorunuzun cevabı uzunca verildi aslında. (http://bodrumkentkonseyi.org/page.php?id=89)
 Kısaca şöyle diyebilirim; Başkan seçimden önce “Özlediğim Bodrum’a dönmek zor ama elimizdeki korumak mümkün” demişti.  Ama 2019 dan bugüne doğal, tarihi, kültürel her alanda işgal talan devam ediyor.  Yerel yönetimin kıyı veya diğer her konuda politikasının/ tarafının ne olduğunu gösteren şey; o konudaki fiili uygulamaları; yaptıkları ve yapmadıklarıdır.  Kıyı talanı, işgalinin bertaraf edilmesi / karşı mücadele verilmesi…. konusunda bize iletilmiş, bilgimiz dahilinde olan yerel yönetimin uygulaması yok. 


Bu nedenle Son 1 ay içinde bazı koylarda iskelelerinin yıkıldığı haberini okudum. Ama bunu Bodrum yarımadası kıyı işgalleri, talanına karşı sürdürülen bütüncül, sonuç odaklı, yeterlilikte uygulama olduğunu düşünmüyorum. Öyle ise de dediğim gibi bizimle paylaşılmış bir politika, bilgi yok. 

 

“YASAL, TOPLUMSAL ALANLARDA BİR ARADA MÜCADELE ETMEK”

 

10-    Yaşanan sorunların çözümü için alınması gereken önlemler nelerdir?

 

Bizler sivil toplum, meslek örgütleri vb. olarak kıyıya, çevreye, eko sisteme zarar veren tüm proje ve uygulamaların karşısında sürdürülebilir  çevre ve yaşam için mücadele ediyoruz. Çevre ve ekoloji mücadelesinde en önemli noktalardan biri verilen mücadelenin bizzat demokrasi mücadelesi olduğunu görmek.  her talanın, kıyımın bize çok yakın ve bizimle de ilgili olduğu fark etmek. Marmara denizindeki kirlilik bizden ve bize uzak değil. Yaşadığımız hava kirliliği, iklim krizi, yok edilen dereler, madenlere kurban edilen dağlar için verilen mücadele  adil, eşit, özgür , barış içinde bir yaşam mücadelesi için. Sorunun çözümü yasal, toplumsal alanlarda bir arada mücadele etmek. 


Kent konseyleri, meslek örgütleri ve sivil toplum olarak bu konuda farkındalık oluşmasını sağlamalıyız. Yasal ve toplumsal mücadelenin oluşması ve verilmesinde birlikte olmak çok kıymetli. Yerel yönetimin sivil toplumun yanında ve birlikte eşit, şeffaf katılımcı, kararlı anlayışla sürdürülebilir yaşamdan yana taraf olduğu doğrudan demokrasi ile yönetişim anlayışı pek çok önemli.