ÇEVRE -YAŞAM Haber Girişi : 25 Şubat 2021 13:35

“Yunusla terapi çocuklara ve hayvanlara zarar verme potansiyeline sahiptir”

Hayvan Hakları Kanunu yasa teklifinde yunus parklarının kapatılmayacağına dair medyaya verilen demeçlerin tepkiyle karşılandığı bugünlerde Türk Psikologlar Derneği de yunus parklarında süregelen istismara dair uzman görüşünü paylaştı.

Haber Merkezi-  Hayvan Hakları Kanunu yasa teklifinde yunus parklarının kapatılmayacağına dair medyaya verilen demeçlerin tepkiyle karşılandığı bugünlerde Türk Psikologlar Derneği de yunus parklarında süregelen istismara dair uzman görüşünü paylaştı. Dernek; Yunuslara Özgürlük Platformu’na gönderdiği mektupta hak temelli yaklaşımla bilimsel verilere atıfta bulundu, yunus parklarının özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin maddi ve manevi olarak sömürülmesine de zemin hazırlayabileceğine dikkat çekti.

 

19 Şubat 2021, İstanbul & Ankara - Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerin yer aldığı yasa teklifinde, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nda alınan tavsiye kararlarının aksine, mevcut 10 yunus parkının kapatılmayacağına ve ticari faaliyetlerine izin verileceğine dair açıklamalar, hayvan hakları savunucularının yanı sıra meslek örgütleri tarafından da tepkiyle karşılandı.  

 

Geçtiğimiz hafta Ceviz Otizm Araştırmaları ve Toplumsal Savunma Derneği tarafından yapılan açıklamanın ardından bu kez de, 1976’dan bu yana meslek kuruluşu olarak ve kamu yararına faaliyet gösteren Türk Psikologlar Derneği (TPD) bir mektup paylaştı. TBMM’deki ilgili komisyonlara ve milletvekillerine iletilmek üzere Yunuslara Özgürlük Platformu aracılığıyla hayvan hakları aktivistlerine iletilen TPD uzman görüşünde, yunus parklarındaki insan ve hayvan sömürüsüne dikkat çekildi.

 

“Haklar arasında bir hiyerarşi oluşturulmamalıdır”

Beş sayfalık mektup, Hayvan Hakları Kanunu’na dair güncel gelişmeler ışığında TPD Genel Merkez Yönetim Kurulu adına Genel Koordinatör Aras Onur’un imzasıyla paylaşıldı. Mektubun ön yazısında, hakların bir bütün olarak değerlendirilmesinin önemine değinildi ve “Haklar arasında hiyerarşi oluşturulmamasının; tüm tarafların refahı düşünülerek hareket edilmesinin önemi bilinmektedir” denildi.

 

Mevcut tesislerin kapatılmamasının gerek insanlara, gerek hayvanlara verebileceği zarar ise şöyle özetlendi: “Özel gereksinimli çocukların tedavisi için mevcut yunus parklarının kapatılmaması ya da yeni yunus parklarının açılması bilimsel gerçeklikten uzak bir yaklaşımdır; çünkü yunusla tedavinin özel gereksinimli çocukların tedavisinde herhangi bir yararının olduğu kanıtlanmış bir bilgi değildir. Aksine ekteki yazıda daha ayrıntılı belirtildiği gibi yunus parklarında tedavi başlığı altında gerçekleşen eylemler çocuklara ve hayvanlara zarar verme potansiyeline sahiptir. Bu durum karşılıklı bir zararın yanı sıra özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin maddi ve manevi olarak sömürülmesine de zemin hazırlayabilmektedir. Bilimsel veriler ışığında ve türler arası eşitliğe dayanan bir şekilde hareket edilmesi gerekmektedir.”

 

Mektubun sonuç kısmında ise zulüm içermeyen, tüm türlerin “iyilik halinin” gözetildiği çeşitli öneriler ile birlikte TPD görüşü yinelendi: “Biz psikologlar olarak biliyoruz ki yunus destekli terapilerle birlikte otizmin tedavisinin gerçekleştiğine ilişkin bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Ayrıca bir türün iyilik halinin sağlanması için başka bir türün şiddete uğraması, sömürülmesi, en temel hakkı olan yaşam hakkı ihlaliyle karşı karşıya gelinmesi kabul edilemez bir gerçekliktir.”

 

“Yunus destekli terapi bilimsel verilerle desteklenmemektedir”

 

Hayvan destekli terapiler ile otizme dair tarihsel ve bilimsel bilgilerin paylaşıldığı mektupta “Yunus destekli terapilerin her ne kadar otizm gibi yaygın gelişimsel bozuklukların tedavisinde işe yaradığına ilişkin genel bir kanı olsa da, bu kanı bilimsel verilerle desteklenmemektedir. (…) Ülkemizde Yunus Destekli Terapilerle ilgili yapılan araştırmaya rastlanmamıştır. Yurtdışında yapılan araştırmalarda ise otizmin tedavisinde bir farklılık yaratmadığı bulguları dikkat çekmektedir” denildi.

 

İnsan-hayvan-doğa ilişkisinin “eşitlikçi bir düzlemde sağlanması” gerektiğini belirten TPD, “Bu ilişki sağlanırken tüm tarafların iyilik hali göz önünde bulundurulmalıdır. Hayvanlarla sağlıklı iletişim konusunda okul öncesi dönemden itibaren eğitimler verilmelidir. Bu eğitimler okul müfredatına konulmalıdır” şeklinde tavsiyede bulundu.  

 

Çok sayıda bilimsel makalenin kaynak gösterildiği mektupta, yunus destekli terapi uygulamalarının hem çocuklar hem de yunuslar açısından neden zararlı olduğuna dair de dikkat çeken unsurlar şu şekilde sıralandı:

 

·        Kırılgan grupların istismarı: “Balina ve Yunus Koruma Birliği tarafından Ekim 2007'de yayınlanan bir rapora göre Yunus Destekli Terapilerde sadece yunuslar değil, aynı zamanda insanlar da kırılgan iki grubu temsil etmektedir. Doğal yaşam alanlarından koparıldıkları ve esaret altına alındıkları için yunuslar kırılgan grup olarak ele alınırken; terapiye gelen insanlar da hem psikolojik hem fizyolojik zorlukları olan insanlar olmaları nedeniyle kırılgan grup olarak ele alınmıştır. Bu durum da hem insanlar hem de yunuslar için endişe verici bir durum haline gelebilmektedir.”

·        Ulaşılabilir değil: “Yunus Destekli Terapiler yurtdışında da ülkemizde de ekonomik olarak oldukça pahalı ve bu nedenle ulaşılabilir görülmemektedir.”

·        İçsel ve dışsal kaynakların tüketilmesi: Otizmli bireylerin aileleri etiyoloji tam bilinmediğinden dolayı pek çok tedavi yöntemine başvurabilmektedir. Ancak kanıta dayalı olmayan tedavi yöntemleri ailelerin umut, zaman, para gibi içsel ve dışsal kaynaklarını tüketebilmektedir. Bu durumun ailelerin tedavilere ilişkin güvenini sarsma ve ailenin tedavileri bırakması açısından risk taşıdığı düşünülmektedir.

·        Hayvan istismarı: Hayvan Destekli Terapiler için uygulama ve etik standardının olmaması durumu taraflardan biri için istismar edilen eylemler haline getirebilmektedir. Yunusların seçilmesiyle başlayan süreç, deniz parklarına getirilmesiyle devam etmektedir. Eğitim başlığı altında yunusların “ölü balık yemeye” alıştırılması, sağlıklarını etkileyen ve kendileri için dar olan havuzlarda yüzmeleri, yüzgeçlerinin yapılan aktiviteler sırasında zarar görmesi, doğum süreçlerinin sekteye uğraması gibi pek çok basamakta istismarla karşı karşıya kalınmaktadır.

·        Stres faktörü ve yaralanma, kaza riski: Doğal olmayan yaşam ortamlarının yarattığı stres yunusların hayatlarını erken kaybetmesine neden olmaktadır. Sadece stresin değil, otizmli çocukların stereotipik davranışlarının da hayvanlara zarar verebileceği ileri sürülmektedir. Ayrıca terapilerin yararlanıcıları olarak belirlenen çocuklar yüzme sırasında yaralanma, ısırılma, enfeksiyon gibi tehditlerle karşılaşabilmektedir.

 

Geçtiğimiz yıllarda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Tohum Otizm Vakfı’na, Anadolu Üniversitesi Engelliler Araştırma Enstitüsü’nden ABD Ulusal Otizm Merkezi’ne kadar pek çok ulusal ve uluslararası uzman kurum ve akademisyenin raporları, yunusla terapi faaliyetinin bilim camiasınca desteklenmediğini ve insanlar için son derece tehlikeli riskler içerdiğini ortaya koymuştu.