Turizm sektörü, her yaz milyonlarca insanın tatil hayalini süsleyen, ülke ekonomisine milyarlarca dolar katkı sağlayan parıltılı bir yüz gibi sunulur. Fakat bu parlak vitrinin ardında karanlık bir gerçek saklı: İnsanlık onuruna aykırı çalışma koşulları, kölelik düzenine benzer mesai saatleri ve gasbedilen temel haklar.
Geçtiğimiz günlerde Meclis'ten geçen düzenlemeyle birlikte turizm işçilerine yönelik zaten ağır olan yük daha da artırıldı. Yeni yasaya göre, turizm çalışanları haftada bir izin hakları yerine 10 gün aralıksız çalıştırılabilecek. Bu, yalnızca bir “çalışma takvimi” değil; bu, doğrudan insan hakları ihlalidir.
Ben bu satırları Bodrum’dan yazıyorum. Her yıl milyonlarca turisti ağırlayan, görece zenginliğin ve tüketimin en yoğun yaşandığı yerlerden biri olan bu kent, aslında binlerce görünmeyen kahramanın sırtında yükseliyor. Otellerde, restoranlarda, teknelerde, barlarda, mutfaklarda... Sabahın köründe işe başlayan ve gece yarılarına kadar çalışan insanlar var bu şehirde. Bir kısmı sezonluk, çoğu asgari ücretle, sendikasız, güvencesiz.
Bu düzenleme, Bodrum gibi turizm kentlerinde çalışan on binlerce emekçiyi doğrudan etkiliyor. Zaten yaz sıcağında 14-16 saat çalıştırılan genç garsonlar, kat görevlileri, bulaşıkçılar, güvenlik görevlileri... Şimdi bir de haftalık izinlerini kaybetmenin eşiğindeler. “Turizm büyüyor” dedikçe, haklar küçülüyor. Ve ne acıdır ki, bu “büyüme” işçinin sırtında kambur oluyor.
İnsan Hakları Sadece Kâğıt Üzerinde Mi?
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normları, haftada bir gün dinlenme hakkını bir insanlık standardı olarak tanımlar. Bu yasa, yalnızca kazanılmış bir hakkı ortadan kaldırmakla kalmıyor; aynı zamanda insanlık onuruna aykırı bir düzeni yasal kılıfla sunuyor. “Turizmde esneklik” bahanesiyle dayatılan bu model, gerçekte emeğin sömürüsünü meşrulaştırmaktır.
Cenent diyarlarında cennemi yaşayacak olan gastronomi bölümü bir öğrencinin bir gazeteye verdiği demeçte 3-4 saatlik uykuyla işe gittiklerini çoğu zaman izin kullanamadıklarını hatırlatarak “Çalışanların büyük bir kısmı ise halen asgari ücreti aşan bir ücret göremiyor. Sektörün içi bu denli kölelik sistemine dönmüşken bir de hakkımız olan 7 günde 1 olan izin günümüzü 10 günde 1’e çıkartıyorlar. Devlet tatil yüzü göremeyen işçilerin haklarını yok sayıyor. Bu insanlık suçudur” tepkisini göstermişti.
Genç gastronomi öğrencilerinin tepkisi bu yüzden çok kıymetli. Henüz sektörün tam ortasına düşmemiş ama ucunu görmüş olan bu gençler, “geleceğimiz kölelik düzeninde şekilleniyor” diye haykırıyor. Bu sadece bir gençlik isyanı değil, aynı zamanda vicdan çağrısıdır.
Turizmin Altın Kafesi
Turizm sektörü yıllardır “döviz getiriyor” bahanesiyle dokunulmaz bir alan gibi görülüyor. Oysa bu dövizin bedeli, çoğu zaman bir insanın hayatından çalınan saatler, günler ve sağlık oluyor. Bugün bir tatil köyünde “her şey dahil” konaklayan bir turistin konforu için, yüzlerce emekçi her şey hariç yaşıyor.
Ve şimdi, yasa eliyle bu çark daha da hızlanıyor.
Sözün Özü
Bodrum’da yaşıyorum. Bu şehri turizmle var edenlerin ne halde olduğunu biliyorum. Turistlerin eğlendiği barlarda, o ışıklı sokaklarda binlerce çalışanın göz altı morarmış, beli tutulmuş, hayalleri tükenmiş. Turizm güzeldir, ama emek sömürüsüne dayalıysa çirkindir. Meclis’ten geçen bu düzenleme, emeğe, insana, geleceğe ihanet belgesidir.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte bizler, sadece bir yasayı değil, bir vicdansızlığı da kabul etmiş olacağız.
Ama unutmamak gerekir: Emeğin sesi bastırılsa da susmaz. Gün gelir, o sesi herkes duyar. Önemli olan o günü beklemek değil, o günü bugünden kurmak.





