Uyanın! Uyanın! Felaket çanını çalın! Cinayet ve ihanet!

Glamis Beyi Macbeth savaştan zaferle dönerken üç cadı tarafından karşılanır. Onu sadece Glamis Beyi olarak değil, aynı zamanda Cawdor Beyi ve geleceğin kralı diye selamlayan cadıların bu tuhaf kehanetlerle dolu sözlerine anlam veremeyen Macbeth, kısa süre sonra Kral Duncan tarafından kendisine gerçekten de Cawdor Beyi unvanı verildiğini öğrenince, krallık tahtını arzulamaya başlar. Elbette bu arzu, beraberinde ihanet ile cinayeti de getirecek, taht sevdası muzaffer bir askerin hayatına gölge düşürecektir.
 
Ölümün taklitçisi bu rahat uykuyu atın üzerinizden, Gelin de ölümün kendisine bakın!
 
İngilizcenin en büyük yazarı William Shakespeare’in unutulmaz yapıtı Macbeth, ilk kez 1606’da sahnelendi. Yazarın en kısa tragedyası olan bu eser, ihtirasların ne denli ölümcül, iktidar arzusunun ne kadar yok edici olabileceğini anlatırken, insanın içindeki karanlığın nasıl şekillendiğini adım adım resmediyor
 
Mezarlarınızdan hortlak gibi yükselip ruh gibi yürüyün Bu dehşeti anlamak için!
 
Çevirmen: Sevin Okyay

Romeo ve Juliet

 

 

Damarlarında bir soğukluk hissedeceksin, uykun gelecek. 
Nabzın atmayacak, bedenin soğuyacak, nefes almayacaksın.

 
Romeo Montague ve Juliet Capulet, İtalya’nın Verona şehrindeki iki düşman ailenin çocuklarıdır. Juliet’in babası, kızının Paris’le evlenmesini ister. İkisini bir araya getirmek için büyük bir parti planlar. Romeo ve arkadaşları, partiye maskeli olarak gelirler. Romeo ile Juliet karşılaşır, birbirlerine âşık olurlar ama aşklarına izin verilmeyeceğini anlayıp gizlice evlenmeye karar verirler. Kızının gizlice Romeo’yla evlendiğinden haberi olmayan babası, o hafta içinde Juliet’in mutlaka Paris’le evlenmesi gerektiğine karar verir. Rahip Lawrence, kısa süreyle insanı ölü gibi gösteren bir iksir alması için Juliet’i ikna eder.
Bu plana göre Juliet uyanınca, kimsenin haberi olmaksızın kocası Romeo’ya kavuşacaktır.
 
Ölmüş görüneceksin. Kırk iki saat böyle kalıp Sonra, hoş bir uykudan uyanır gibi uyanacaksın.
 
İngilizcenin en büyük yazarı William Shakespeare’in, 1590’lı yıllarda kaleme alındığı tahmin edilen ve dört yüzyıldır önemini yitirmeyen romantik tragedyası Romeo ve Juliet, aşkın alacakaranlık tabiatına dair yazılmış başyapıtlardan biri.
 
Sonuna kadar gitmek istediğinden emin misin?
 
Çevirmen: Sevin Okyay

Yeni Bir Hamlet

 

 

“Ben delirdim, hayalet göründü; sıradaki ne?”

Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai “tiyatromsu bir roman” olarak nitelendirdiği Yeni Bir Hamlet’te William Shakespeare’in talihsiz ve depresif Hamlet’ini yeniden anlatıyor. Shakespeare’in eşsiz hikâyesi ile Dazai’nin otobiyografik anlatımı birleşince ortaya trajik olduğu kadar absürt bir metin çıkıyor.

Dazai 1941’de yazdığı Yeni Bir Hamlet’te Norveç-Danimarka arasındaki savaşı aynı yıl patlak veren Amerika-Japonya savaşıyla, melankolik Hamlet’i kendisiyle ve Hamlet’in çevresindeki Gertrude ve Ophelia karakterlerini hayatındaki kadınlarla değiştiriyor. Karakterlerin yer yer dördüncü duvarı yıktığı Yeni Bir Hamlet’te Dazai birçok eserinde olduğu gibi yine kaleminin yoldan çıkmasına ket vurmadan aykırı bir eser yaratıyor.
 
Çevirmen: Esmanur Yiğit, Esranur Yiğit 

Kuzeye Giden İnce Yol

 

 

“Kuzeye yapacağım bu yolculuk ansızın belirmişti zihnimde. Bu uzun yolculuk elbette kolay olmayacaktı, saçlarımı bile kırlaştıracak bir zorluğu ve zahmeti göze almıştım. Öyle bile olsa, şimdiye kadar hep duyduğum fakat hiç gitmediğim yerleri ziyaret edip sağ salim geri dönebilmek, bir şair olarak beni çok mutlu edecekti.”  
 
Japonya’nın en büyük şairi kabul edilen haiku ustası Matsuo Başo on yedinci yüzyıldan günümüze ismini tüm dünyaya duyurdu, yazdığı binden fazla haiku onlarca dile tercüme edildi ve şiirleri Japonya’daki birçok anıt ile tarihi alanın girişinde kendine yer buldu. 

Matsuo Başo haiku yeteneği ile gezi yazılarını bir araya getirdiği Kuzeye Giden İnce Yol’u maddi dünyanın debdebesinden uzaklaşmak ve ruhani farkındalığını artırmak için Honşu’nun kuzeyine yaptığı bir dizi seyahat sırasında kaleme aldı. Birbirini kovalayan mevsimleri, yağmurun kokusunu, ayın parlaklığını ve şelalelerin sesini on yedi heceye incelikle sığdırmayı başarabilen Başo’nun eseri etrafındaki fani evreni nasıl gördüğünü anlatan özel bir kitap.

Çevirmen: Okan Haluk Akbay

Dağlar Kendini Seveni Sever

 

 

Fatoş Güney, Dağlar Kendini Seveni Sever ile çok yönlü bir sanatçı olan
Yılmaz Güney’i ve onun kendi hayatına olan etkilerini ele alıyor. Ülkenin önemli gazete ve dergilerinde yayımlanan röportajları, kimi sataşmalara verdiği cevapları ve çeşitli yerlerde yaptığı konuşmalarıyla bambaşka bir bakış açısı kazandırıyor okura.
 
Dağlar Kendini Seveni Sever aynı zamanda zorlukların içinde yaşanan bir aşkın da belgesi. Fatoş Güney için, Yılmaz Güney’in bir eş olmaktan öte yoldaş, mücadele arkadaşı ve rehber olduğunu da görüyoruz bu kitapta. Eşine az rastlanır bir sanatçının sadece hayattayken değil, aramazdan ayrıldıktan sonra da yaşadığı haksızlıklara karşı verilen mücadele, yakın tarihimiz açısından oldukça önemli. Ve bambaşka bir dayanışmanın göstergesi.


 
Yılmaz Güney gibi dünya sinemasında adından söz ettirmiş önemli bir sanatçının, yıllarca en yakınında olan Fatoş Güney, bu kitapla bilinmeyenleri
hiç çekinmeden sunuyor okura.
 
“Ben Yılmaz ile hep mutlu oldum. Düşünüyorum, gerçekten anlatması, ifade etmesi çok zor bir şey ama en çok da mutlu olduğum günler,
belki Yılmaz’ın hapiste olduğu günlerdi. Yani o demir parmaklıklar arkasındaki iletişimdi onunla aramdaki... Mektuplarla beslenen, zenginleşen, ziyaretlerle derinleşen ve o günlerin acılarıyla pekişen öyle bir ilişki... On yıl boyunca bu süreç böyle yaşandı...”

 


08.09.2022 16:17:08