İyi ki yaşadın Mavi Gözlü Dev

Bugün şiirin büyük ustası Nâzım Hikmet Ran’ın doğumunun 120’nci yılı. Nâzım, “Otobiyografi” adlı şiirinde, “1902’de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha” diyor. Gerçekten o şehre bir daha dönmedi.

Birgün Gazetesi/ Haluk ORAL


Bugün şiirin büyük ustası Nâzım Hikmet Ran’ın doğumunun 120’nci yılı. Nâzım, “Otobiyografi” adlı şiirinde, “1902’de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha” diyor. Gerçekten o şehre bir daha dönmedi.
 

Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım ve babası Hikmet Bey 10 Ağustos 1900’de Selanik’te nişanlandılar. Selanik’te Fransızca olarak yayımlanan Le Journal de Salonique gazetesinin 4 Ekim 1900 tarihli sayısında çıkan habere göre nişanlılık devresi iki ay sürdü: “Vilayetimizin Hariciye Nezareti Müdürü sevgili Hikmet Bey ile Enver Paşa’nın sempatik kızı Celile Hanım’ın dini evlilik törenleri bu akşam yapılacaktır.” [Erhan Saçlı, “Nâzım Hikmet’in Dünyaya Gelişi”, #tarih, Sayı 49, Haziran 2018, s. 35]

 

Genç çiftin ilk çocukları olan Nâzım Hikmet ise on beş ay sonra dünyaya gelecektir. Nâzım Hikmet’in doğum günü olarak kabul edilen tarih yıllar içinde birkaç kere değişmiştir. Kitap-lık’ta yayımlanan kapsamlı bir makale doğum gününün 14 veya 15 Ocak 1902 olduğunu kanıtlarıyla gösteriyor. [Yücel Demirel, “Nâzım Hikmet’in Dünyaya Gelişi”, Kitap-lık, Sayı 198, Temmuz-Ağustos 2018, s. 128-134]

 

Le Journal de Salonique gazetesinin 16 Ocak 1902 tarihli sayısında yer alan habere göre de Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902’de doğmuştur: “Hikmet Bey’in eşinin dün dünyaya bir erkek çocuk getirdiğini büyük bir memnuniyetle öğrendik. Mutlu çifte en içten tebriklerimizi sunuyoruz.” [Erhan Saçlı, “Nâzım Hikmet’in Dünyaya Gelişi”, #tarih, Sayı 49, Haziran 2018, s. 35]


Nâzım Hikmet doğduğunda dede Mehmet Nâzım, Kayseri mutasarrıfıydı. 15 Ocak 1902’de çektiği telgrafta oğlu Hikmet Bey’e torununun ismini “Mehmet Nâzım” koyduğunu bildirdi. Ertesi gün yazdığı mektupta da bu ismi koyduğunu doğum tarihiyle beraber tekrarladı: “Mehmed Nâzım ism ü mahlasın koydum âna Nâzım/Hafidim doğdu üç yüz on dokuz şevvali dördünde.” [Yücel Demirel, “Nâzım Hikmet’in Dünyaya Gelişi”, Kitap-lık, Sayı 198, Temmuz-Ağustos 2018, s. 132]

 

BİLGELİĞİ ARAMAK

 

Böylece dede Mehmet Nâzım torununa da kendi adını koymuştur. Tabii ki torununun ikinci ad olarak babasının adı olan Hikmet’i kullanacağını gayet iyi biliyordu. Neticede oğluna da Hikmet adını kendisi vermişti. Kısacası, şairimizin kullandığı “Nâzım” ve “Hikmet” adları dede Mehmet Nâzım’ın seçimidir. Oğlu için seçtiği “Hikmet” adı üzerinde biraz daha duralım.

 

“Hikmet” (bilgelik) kelimesi İslam dünyasında “felsefe” manasında kullanılmıştır. Kaldı ki “felsefe” kelimesi de “bilgeliği aramak” anlamına gelir. Mehmet Nâzım yazdığı kitaplarla hikmete olan ilgisini ortaya koymuştur. Muhataba adlı eserinin 1911’de yapılan üçüncü baskısına üç şiir eklemiştir. Bu şiirlerden biri “Hikmet, Nâzım” başlığıyla hem oğluna hem torununa seslenmektedir.

 

Ahmet Mithat Efendi’nin 1887’de yayımlanan Schopenhauer’in Hikmet-i Cedidesi adlı kitabı da bu ilginin başka bir kanıtıdır. Ahmet Mithat Efendi bu kitaba önsöz yerine o zaman “Şehremanet-i Celilesi Mektupçusu” olan Mehmet Nâzım’a yazdığı mektubu yayımlamıştır. Bu mektupta Mehmet Nâzım’ın hikmet-i cedideyle ilgilenmesinden memnun olduğunu belirtir. Fakat şöyle devam eder : “(…) biz, yani Müslümanlar pek mükemmel bir hikmete malik olduğumuzdan, bize hikmet beğendirmek biraz müşkül olacağı dahi hiçbir zaman benim hatırımdan çıkmış şeyler değildir.” [Ahmet Mithat Efendi, Schopenhauer’in Hikmet-i Cedidesi, Haz. Zeynep Uysal, Dergâh, 2016, s. 17]

 

FELSEFE KİTABI

 

Mektubun ilerleyen satırlarından lokantada yemek yerken Mehmet Nâzım’ın Ahmet Mithat Efendi’ye Schopenhauer’in felsefe üzerine düşüncelerini içeren bir kitap verdiğini öğreniyoruz. Ahmet Mithat Efendi mektubu bitirirken, kitabı, Mehmet Nâzım karşısında ona soruyormuş ve kendisi de cevap veriyormuş gibi düşünerek yazdığını belirtir.

 

Mehmet Nâzım Paşa’nın oğlunun ve dolayısıyla torunun adı olarak seçtiği “Hikmet” ile ilgili bir açıklama da kitabının üçüncü kısmında Ahmet Mithat Efendi’den geliyor ve bu kelimenin tam olarak tanımlı olmadığını şöyle vurguluyor: “… Mübalağa ediyoruz zannetmeyiniz. Hani ya bir ilim vardır ki, biz ona ‘hikmet’ deriz, Avrupalılar dahi ‘feylesofi’ derler. Ne bizim hikmetimiz ne de onların feylesofisi katiyen muarref [tanımlı] değildir.” [Ahmet Mithat Efendi, Schopenhauer’in Hikmet-i Cedidesi, Haz. Zeynep Uysal, Dergâh, 2016, s. 31] Nâzım Hikmet “Otobiyografi” adlı şiirinde: “1902’de doğdum/doğduğum şehre dönmedim bir daha” diyor. Gerçekten o şehre bir daha dönmedi; şair 11 yaşındayken Selanik Yunanlılara geçti, o sırada şehrin valisi Nâzım Hikmet’in dedesi Mehmet Nâzım’dı.

.


15.01.2022 15:35:54