HAYATIN HÜVİYETİ: KADIN

Biz kadınlar üzerine kitaplar yazılsa da anlaşılması çok kolay varlıklarız. Toplumda konumlandırıldığımız yerin, erkekten sonra geliyor olması nedeniyle birçok acılar yaşıyoruz hayatta. Her türlü özgürlüğü sınırlandırılan ve git gide hayattan daha da soyutlaştırılmaya çalışılan biz kadınlar başka bir pencereden bakıldığında aslında birçok rengi bir arada sunabilecek canlılıktayız. Örneğin bir küçük maviden sonsuz bir gökyüzü çizebiliriz. Ya da bir yeşilden kocaman bir orman yaratabiliriz. Toplumsal baskı ile sindirilen olmasak; yürekten istediğimiz de her şeyi başarabilecek güçteyiz. İçlerimizde değer bilmez ellerde hoyratça hırpalananlar oldu. Küçük bir busenin daha çok yakışacağı pembe yanaklarda tokat izi vardı bazılarının. Birçoğumuz da ise fiziksel acıdan çok yürekteki acılar ağır bastı. Çoğu zaman ağlamalarımız sistemin beyinlerimize kazıdığı suçluluk duygusundandı.

 

Dünyaya yanlış türden geldiğini düşünerek, kadere lanet etti bazılarımız. Oysaki kötü kaderi yaratıcıdan değil, kadını değersiz gören sığ insanlardandı. Erkek olsa; yolda yürürken kirli gözleri üstünde hissetmeyecek, kirli ağızlardan dökülen cümleleri duymak zorunda kalmayacaktı. Bakışlardan daha da ileri gidenler oldu cesurca. Bir başkasının bedenine izinsiz müdahale etme hakkını gördü sığ erkek kendinde.

 

O güçlüydü, soyu farklıydı (!) ve kendini temizleyebilirdi birçok anlamsız nedende. Kadın da onu suçlayan erkek gibi kendini suçlamayı seçti. O saatte orada olmamalıydı. Kadın istediği an dışarı çıkamazdı, çıkmaması gerekirdi. Tecavüze uğrayan bir çocuk ‘ kendi isteği ile ilişkiye girdi ‘ damgasını yedi bu ülkede.. Henüz kendi vücudunu keşfetmemiş bir bedene ‘ sen de istedin’ dendi utanç duyulmadan.. Hem çocukluğu alındı kızın elinden hem de hayalleri. Sönen umutlarının küllerini kimse görmedi. Sustu çocuk.. Diğer tüm hemcinsleri gibi sustu ve kabuğuna çekildi. Haykırmış olsa tüm gücüyle sesini hangi yozlaşmış yürek fark ederdi? Algılarını başkalarına teslim etmiş ruhlar, küçük bir kızın acısını hangi dilde duyabilirdi. Onda açılan bu yara gelecekte herkesi etkileyecekti. Ama hiç kimse o kızın topluma kattığı yarayı göremedi. Çünkü kadının hiçbir zaman ne hissettiği önemsenmedi. Sonuçta kalemi kıran erkek egemen bir zihniyet vardı o her şeyin iyisini bilirdi.

Ataerkil yapımız gün geçmeden hızını alamadı. Öyle ki kırmızı ruj tahrik edici bir unsur sayıldı kadın dudağında. Yasak getirildi hemen kırmızıya. Kırmızı davetkar bir renkti kör beyinler için. Algısı kayık zihinlerde bambaşka anlamlara bürünebilirdi. Peki burada suçlu kimdi? Kırmızı ruju süren kadın mı yoksa bir renkten tahrik olan garip beyin mi? 

 

Alışılmış bir şekilde kadın suçlandı yine farksızca. Oysa bir rengi tahrik unsuru olarak gören beyinler düşünmediler nasıl dururdu kırmızı ruj bir eşeğin dudağında (!).

 

Kadın zeki yaratılmıştı aslında. Güdüsel anlamda korkulan bir tarafı da vardı. Aklına koyduğu bir şeyi gerçekleştirmek kolaydı bir kadın için. Destek verilse dünyayı değiştirebilirdi kısa zamanda. Kadın baskılandı kendini güçlü gören erkek tarafından. Çünkü erkek korktu toplumdaki konumunun sallanmasından. Ve kadın dokunuşunu katmaya çalıştığı her noktada, barikatlar buldu karşısında. Bıkmadan, korkmadan ilerlemeyi seçmeli kadın. Kirli zihinlere tüm asaletini şifreleyene kadar savaşmalı bu yolda. Her yaralı kadında görmeli kendi kadınlığını ve bir bütün olmalı diğer tüm kadınlarla. Bir başkasının komutlarıyla yaşamaktansa özgürlüğüne kanat açmalı bir kadın. Yıllarca bastırılmış tüm kadınlar için haykırmalı gerçekliğini. Elinden alınmak istenilenleri sımsıkı kavramalı ve bırakmamalı asla. Kadın olduğu için her suçun sebebi görmemeli kendini. Ortak yaşamın değerini anlatmalı her fırsatta.

 

Unuttukları bir şey vardı. Bir hayat varsa burada bir kadın söz konusudur. Çünkü kadın; varoluşun anahtarıdır, insanoğlunun anasıdır. Ve elbette kudrettir, dilektir, rüyadır, sevdadır kadın. Toprağa kahvedir, tohum tohum candır filize. Başakta sarı, yaprakta yeşildir.  Anneler Günü’dür kadın, sarılmaktır, el öpmektir, inancın solmaz çiçeğidir. O büyük tarihin Amineleri’dir, Zübeydeleri’dir. Bağra taş basmaktır, helal etmektir ve yeri geldiğinde ‘vatan sağ olsun’ demektir. Geçmişin ve geleceğin gururu, bugünün ise servetidir. Bir hayat varsa o hayatın hüviyetidir kadın.

 

Varlığımızın sebebi olan tüm kadınlarımıza şükran ve minnetle...